İran'ın iç siyaseti ve güvenlik yapısı üzerine en yetkin isimlerden biri olan Afshon Ostovar, War on the Rocks üyelik editörü Kerry Anderson ile birlikte, ABD ile İran arasındaki çatışmanın güncel durumunu masaya yatırdı. İki isim, son haftalarda yaşanan askeri gerilimlerin neden bir denge noktasına oturduğunu ve tarafların stratejik hesaplarını tartıştı. Ostovar'a göre, Tahran yönetimi şu anda adeta bir "savaş rejimi" işleyişi içinde; bu, ülkenin tüm devlet mekanizmalarının askeri önceliklere göre yeniden şekillendiği anlamına geliyor.
Çatışmanın Denge Noktası ve Stratejik Hesaplar
Ostovar ve Anderson, ABD ile İran arasındaki askeri karşılaşmaların neden tam ölçekli bir savaşa dönüşmediğini analiz etti. İki ülke arasında son dönemde yaşananlar, özellikle Basra Körfezi'ndeki deniz ihlalleri ve İran destekli milislerin ABD üslerine yönelik saldırıları, belirli bir sınırın ötesine geçmedi. Ostovar'a göre bu, hem Washington'un hem de Tahran'ın tam bir savaştan kaçınma isteğinden kaynaklanıyor. Ancak bu denge, kırılgan bir ateşkes değil; iki tarafın da kendi çıkarlarını korumak için geliştirdiği stratejik bir sükunet halidir.
İran'ın savaş rejimi, ülkenin ekonomik zorluklarına rağmen askeri harcamalarını artırdığını ve dini liderlik etrafında birleşik bir cephe görüntüsü sergilediğini gösteriyor. Ostovar, İran'ın iç dinamiklerinde bu savaş atmosferinin rejimi güçlendirdiğini, muhalif sesleri bastırdığını ve toplumsal kontrolü kolaylaştırdığını belirtiyor. Bu durum, İran'ın dış politikada daha agresif bir tutum benimsemesine de zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu savaş rejimi, yalnızca ABD ile olan ilişkilerini değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki diğer aktörleri de doğrudan etkiliyor. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, Tahran'ın artan askeri aktivitesini endişeyle izliyor. Ostovar, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'de etkisini artırdığını ve bu durumun bölgesel bir güç mücadelesini körüklediğini vurguluyor.
Küresel anlamda, İran'ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesi, uluslararası toplumun ana gündem maddesi olmaya devam ediyor. ABD'nin yaptırımlarına rağmen İran'ın savunma sanayisini geliştirmesi, Batılı devletlerin güvenlik endişelerini derinleştiriyor. Ostovar, bu savaş rejiminin uzun vadede İran'ı daha da izole edebileceğini, ancak aynı zamanda bölgesel krizlerin çözümünü de zorlaştırdığını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın savaş rejimi ve ABD ile yaşanan gerilim, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Türkiye, İran ile ekonomik ve enerji bağlarını sürdürürken, aynı zamanda ABD ile ittifak ilişkisi içinde. Bu çatışma ortamı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik stratejilerini zorlayabilir. Özellikle Kuzey Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerin varlığı, Türkiye'nin sınır güvenliği için tehdit oluşturuyor. Türkiye, bu krizde diplomatik dengeyi korumaya çalışırken, aynı zamanda enerji arz güvenliği ve ticaret hacmi açısından İran'a bağımlılığını yönetmek durumunda. Bu nedenle Türkiye'nin, bölgede tansiyonun düşürülmesi için arabulucu rol üstlenmesi hem kendi çıkarları hem de bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor.