İran'da sağlık hizmetlerine erişim giderek zorlaşıyor. Tek bir kemoterapi seansının maliyeti, ülkede asgari ücretin altı katına ulaşırken, ilaç fiyatlarındaki astronomik artış ve yaygın ilaç kıtlığı, doktorların aktardığına göre hastaları tedaviyi ertelemeye hatta tamamen vazgeçmeye itiyor. Bu durum, ekonomik krizin toplum sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'da sağlık sektörü, yaptırımlar ve ekonomik kötü yönetimin birleşik etkisiyle derin bir krizle karşı karşıya. Amerikan yaptırımları, ilaç ve tıbbi cihaz ithalatını ağır şekilde kısıtlarken, yerli üretim de talebi karşılayamıyor. Özellikle onkoloji ilaçları, insülin ve multiple skleroz (MS) gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarda ciddi sıkıntı yaşanıyor. İran Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden Dr. Mehdi Fereyduni, "Hastalarımızın çoğu kemoterapiye devam edemiyor; bazıları ilacı karaborsadan bulmaya çalışıyor, bazıları ise tamamen umudunu kesiyor" diyor. Resmi rakamlara göre, ülkede kanser hastalarının sayısı her yıl artarken, tedaviye erişimdeki bu çöküş, ölüm oranlarının yükselmesine neden olabilir.
Yaptırımların yanı sıra İran'ın iç ekonomik politikaları da sağlık sistemini zora sokuyor. Rial'nin değer kaybı, ithal ilaçları neredeyse karşılanamaz hale getirdi. Devlet sübvansiyonlarına rağmen, hastalar cebinden yüksek meblağlar ödemek zorunda kalıyor. Bir kemoterapi seansının ortalama maliyeti yaklaşık 2 milyon tümen (yaklaşık 6 bin dolar), bu asgari ücretin 6 katına tekabül ediyor. Sigorta kapsamının yetersiz olması da işin cabası. Özel sigorta şirketleri kronik hastalık tedavilerini karşılamaktan kaçınırken, devlet sigortası da giderlerin ancak küçük bir kısmını karşılıyor.
Sonuç olarak, birçok hasta ya tedavisini yarım bırakıyor ya da hiç başlamıyor. Bu durum, bu ülkede sağlık eşitsizliğini derinleştiriyor. Zenginler yurtdışında tedavi olmayı tercih ederken, orta ve alt gelir grupları ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın sağlık krizi sadece iç bir sorun değil; aynı zamanda bölgesel ve küresel bir boyut taşıyor. Yaptırımların sağlık üzerindeki yıkıcı etkileri, uluslararası toplumun sıklıkla gündeme getirdiği bir insan hakları meselesi haline gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler (BM) raporları, yaptırımların İranlıların temel sağlık hizmetlerine erişimini ihlal ettiğini ve bu durumun sivil halkı hedef aldığını vurguluyor. Özellikle COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan sıkıntılar, bu krizi daha görünür kıldı; aşı ve ilaç temininde yaşanan aksaklıklar İran'ı bölgede en çok etkilenen ülkelerden biri haline getirdi.
Bölgesel olarak, İran'ın sağlık altyapısındaki çöküş, komşu ülkeler için de bir istikrarsızlık kaynağı olabilir. Özellikle Afganistan ve Irak'ta yaşayanlar, tedavi için İran'a gelen hastalar arasında. Bu durum, sağlık sisteminin üzerindeki yükü artırırken, ülke içinde de toplumsal huzursuzluğu tetikleyebilir. Ayrıca, İran'da artan ilaç karaborsacılığı ve sahte ilaç vakaları, bölge genelinde güvenlik ve halk sağlığı riski oluşturuyor. Türkiye gibi İran'la komşu olan ülkeler, bu durumun sınır ötesi yansımalarına karşı dikkatli olmalıdır; çünkü kontrolsüz göç, insan kaçakçılığı ve sahte ilaç ticareti gibi suçlarda artış yaşanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'da yaşanan sağlık krizi, Türkiye için hem insani hem de stratejik açıdan önemli dersler içeriyor. Türkiye, sağlık turizmi alanında bölgedeki iddiasını sürdürürken, İran'dan gelen hastaların bir kısmı daha kaliteli ve uygun maliyetli tedavi arayışıyla Türkiye'yi tercih edebilir. Bu durum, Türkiye'nin sağlık sektörüne ekonomik katkı sağlayabileceği gibi, iki ülke arasındaki sağlık diplomasisine de yeni bir boyut kazandırabilir. Öte yandan, yaptırımların sağlık gibi temel haklar üzerindeki etkisi, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dengeli bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor; ayrıca ilaç ve tıbbi cihazlarda dışa bağımlılığın azaltılması için Türkiye'nin kendi üretim kapasitesini güçlendirmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu kriz, Türkiye'nin sağlık altyapısının ve ilaç tedarik zincirinin dayanıklılığını artırma yönündeki çabalarını haklı çıkarır nitelikte.