İran, Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın bir anlaşma taslağının hazır olduğunu söylemesinin ardından, ABD ile varılacak herhangi bir anlaşmada uranyum zenginleştirme hakkını korumakta ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğinde ısrar etti. Tahran yönetimi, nükleer programının barışçıl olduğunu ve uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarından taviz vermeyeceğini vurgularken, bu tutum müzakerelerin önemli bir pürüzü olarak öne çıkıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında, "Uranyum zenginleştirme ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusundaki tutumumuz net ve değişmezdir. Bu, ulusal egemenliğimizin bir parçasıdır," ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde İran ile yeni bir nükleer anlaşma için bir taslak metin üzerinde çalışıldığını duyurmuştu. Trump, anlaşmanın İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandıracağını ve bölgesel istikrarı artıracağını savunurken, İran tarafından gelen bu açıklamalar anlaşmanın kapsamına ilişkin soru işaretleri yaratıyor. İran'ın en kritik taleplerinden biri olan uranyum zenginleştirme hakkı, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nda (KOEP/JCPOA) belirli sınırlamalarla tanınmış ancak Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesiyle bu düzenleme askıya alınmıştı. İran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme seviyesini yükselterek yüzde 60'a kadar çıkardığını duyurdu; bu oran silah sınıfı zenginleştirme olan yüzde 90'a oldukça yakın.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusundaki tutumu da bölgesel enerji güvenliği açısından kritik. Dünya ham petrolünün yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçerken, İran'ın bu stratejik su yolu üzerindeki fiili kontrolü, ABD ve müttefikleri için önemli bir endişe kaynağı. İran, daha önce de defalarca yaptırımlara karşı misilleme olarak boğazı kapatmakla tehdit etmişti.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail, Trump yönetiminin İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmada Tel Aviv'in güvenlik endişelerini dikkate alacağını açıklamıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamada Trump'ın kendilerine anlaşmanın İran'ın nükleer silah kapasitesini tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediğine dair söz verdiğini belirtmişti. Ancak İran'ın uranyum zenginleştirmede ısrarı, bu taahhüdün ne kadar uygulanabilir olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Uzmanlar, İran'ın zenginleştirme kapasitesini korumak istemesinin, hem iç kamuoyuna hem de bölgesel rakiplerine karşı bir güç gösterisi olduğunu yorumluyor. Öte yandan, ABD'deki başkanlık seçimleri öncesinde Trump'ın bir anlaşma istemesi, diplomatik bir başarı elde etme arzusuyla ilişkilendiriliyor. İran ise ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında taleplerini masaya koyarken, müzakerelerin henüz başlangıç aşamasında olduğu ve taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunduğu belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD nükleer müzakerelerinin seyri, Türkiye için doğrudan güvenlik ve enerji arzı güvenliği açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve diğer komşularından karşılarken, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol akışının kesintiye uğraması Türkiye'yi de olumsuz etkiler. Ayrıca, olası bir nükleer kriz veya yaptırımların artması, Türkiye'nin İran ile olan ticari ilişkilerini zedeleyebilir. Türkiye, nükleer konuda diplomatik çözümden yana bir tutum sergilerken, İran'ın uranyum zenginleştirme hakkı konusundaki ısrarı, bölgesel dengeleri etkileyebilir. Ankara, bu süreçte hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutarak olası bir anlaşmazlık durumunda arabuluculuk rolü üstlenebilir.