İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakereler, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle dört kritik soru etrafında kilitlenmiş durumda. Müzakere masasında en önemli başlık, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti. Batılı istihbarat kaynaklarına göre İran, bugüne kadar ürettiği yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmını gizlemiş olabilir. Ancak bağımsız denetçilerin sahadan uzak tutulması, gerçek stok miktarının belirsiz kalmasına yol açıyor. ABD ve Avrupa Birliği, İran'ın şeffaflık sağlaması konusunda ısrar ederken, Tahran yönetimi ulusal egemenlik gerekçesiyle kapsamlı denetimlere yanaşmıyor.
Müzakerelerin arka planı
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmayı ve uluslararası toplumun güvenini kazanmayı hedefliyordu. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran'ı nükleer taahhütlerini askıya almaya itti. Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar çıkardı; bu oran silah yapımında kullanılan yüzde 90'a oldukça yakın. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın izin verilmeyen tesislerde parçacık bulduğunu raporladı ancak Tahran bu iddiaları reddediyor. Şu anda Viyana'da yürütülen müzakerelerde taraflar, İran'ın nükleer programını yeniden sınırlandırma karşılığında yaptırımların kaldırılmasını tartışıyor. Fakat dört ana başlıkta henüz uzlaşma sağlanabilmiş değil: uranyum stoku seviyesi, santrifüj sayısı, denetim mekanizmaları ve yaptırımların kapsamı.
Bölgesel ve küresel boyut
İran nükleer anlaşmasının akıbeti, yalnızca Orta Doğu'yu değil, tüm uluslararası sistemi etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını önlemek için askeri seçenekleri masada tutarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de kendi nükleer programlarını hızlandırmış durumda. Bu da bölgede silahlanma yarışını tetikleyebilir. ABD yönetimi, İran ile diplomatik çözümü tercih ettiğini belirtse de, Kongre'deki şahin kanat Tahran'a karşı daha sert yaptırımlar istiyor. Rusya ve Çin ise İran'ın yanında yer alarak Batı'nın baskılarına karşı çıkıyor. Öte yandan, Ukrayna savaşı nedeniyle enerji arzında yaşanan sıkıntılar, İran'ın petrol ve doğalgaz piyasalarındaki rolünü daha da kritik hale getiriyor. Müzakerelerin başarısızlığı, İran'ın nükleer silah sahibi olmasına ve küresel enerji krizinin derinleşmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer krizinde hem komşu ülke hem de bölgesel güç olarak hassas bir denge izliyor. Tahran yönetimi ile enerji ve güvenlik alanlarında işbirliği yapan Ankara, yaptırımların kalkması halinde İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasını öngören enerji merkezi vizyonunu güçlendirebilir. Ancak nükleer silahlanma, Türkiye'nin komşusunda askeri bir tehdit oluşturur ve bölgede İran-İsrail gerginliğini tırmandırarak Suriye ve Irak'taki istikrarsızlığı derinleştirir. Türkiye'nin NATO üyesi olarak ittifakın güvenlik kaygılarını da dikkate alması gerekiyor. Sonuç olarak, müzakerelerden çıkacak sonuç Türkiye'nin dış politika dengelerini doğrudan etkileyecek.