İran'ın tartışmalı nükleer programı, bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde yeni bir raporla gündeme geldi. Pickaxe Dağı (Kuh-e Kolang) nükleer tesisine ilişkin uydu görüntüleri ve istihbarat değerlendirmeleri, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini derinleştirdiğini ortaya koyuyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca vurmakla tehdit ettiği tesis, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşma yolunda kritik bir eşik olarak görülüyor. Uzmanlar, artan askeri baskının İran'ı programından vazgeçirmek yerine daha da agresif adımlara itebileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Pickaxe Dağı, İran'ın başkenti Tahran'ın yaklaşık 200 kilometre güneyinde, dağın içine inşa edilmiş bir nükleer tesis olarak biliniyor. İlk kez 2020'de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından tespit edilen tesis, yer altında olması nedeniyle askeri saldırılara karşı dirençli olacak şekilde tasarlanmış. Son raporlara göre, İran burada gelişmiş santrifüjlerle uranyum zenginleştirme kapasitesini artırıyor. UAEA, İran'ın %60 saflıkta uranyum ürettiğini doğrulamış durumda; bu oran, silah üretimi için gereken %90'a oldukça yakın. Tahran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunsa da, Batılı istihbarat servisleri aksi yönde kanıtlar olduğunu belirtiyor.
ABD'nin 2018'de İran ile imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmesi ve ardından uygulanan ağır yaptırımlar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. İran, anlaşmadan kalan taraflarla (Çin, Rusya, Avrupa ülkeleri) yürüttüğü müzakerelerden de sonuç alamadı. 2025 itibarıyla İran'ın elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoku, birkaç nükleer başlık üretmeye yetecek düzeyde. Uzmanlar, Pickaxe Dağı'nın İran'ın "ikinci bir Fordow"u olarak işlev görebileceğini, hatta daha da gelişmiş olduğunu ifade ediyor.
Bölgede artan askeri hareketlilik de dikkat çekici. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı için hazırlıklarını sürdürüyor. ABD ise Körfez'deki askeri varlığını güçlendirmiş durumda. Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını yeniden canlandırmış ve Tahran'a karşı sert söylemlerini sürdürüyor. İran da buna karşılık olarak bölgedeki vekil güçlerini harekete geçirme ve Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditlerinde bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın nükleer programı, sadece Orta Doğu'nun değil, küresel güvenliğin de en kritik başlıklarından biri. Programın askeri bir boyut kazanması, bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın nükleer silah edinmesi durumunda kendi programlarını başlatabileceklerini açıkça dile getirdi. Bu durum, Orta Doğu'da yeni bir soğuk savaş dinamiği yaratabilir.
Küresel düzeyde ise, Rusya ve Çin'in tutumu belirleyici. Her iki ülke de İran ile ekonomik ve askeri işbirliğini derinleştirmiş durumda. Rusya, İran'a hava savunma sistemleri ve diğer askeri teknolojiler sağlarken, Çin İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Batı'nın yaptırımlarına rağmen İran'ın bu iki ülkeyle olan bağları, Tahran'ın elini güçlendiriyor. Öte yandan, Avrupa ülkeleri diplomatiyi canlandırmak için çaba sarf ediyor ancak İran'ın sert tutumu karşısında etkisiz kalıyor.
Nükleer silahsızlanma uzmanları, İran'ın programını durdurmanın tek yolunun kapsamlı bir anlaşma olduğunu, askeri müdahalenin ise sadece programı dağıtıp gizli tutmayı zorlaştıracağını, ancak İran'ın kararlılığını artıracağını belirtiyor. Tarihsel olarak, Irak ve Suriye örnekleri, askeri saldırıların nükleer programları tamamen ortadan kaldırmadığını gösteriyor. İran'ın dağlık coğrafyası ve çok katmanlı tesisleri, olası bir saldırının başarı şansını düşürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika gündemini doğrudan etkiliyor. Türkiye, komşusu İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve bölgesel istikrarın korunmasında kritik bir role sahip. İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması, Türkiye'nin güvenlik dengelerini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Ayrıca, olası bir askeri müdahale veya İran'a yönelik yeni yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, şu ana kadar diplomatik çözümden yana tavır alarak, bölgede nükleer silahlanma yarışına karşı çıktı. Ancak, artan gerilim, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve İran ile olan ilişkilerini dengelemesini zorlaştırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde hem İran hem de Batı ile diyaloğunu sürdürerek, bölgesel barışa katkı sağlaması bekleniyor.