İran, 1 Ekim 2024'ü 2 Ekim'e bağlayan gece geç saatlerde İsrail'e yönelik geniş çaplı bir füze saldırısı başlattı. Tahran yönetimi, bu saldırının, İsrail'in bir gün önce Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta düzenlediği ve Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından birini hedef alan hava saldırısına misilleme olduğunu açıkladı. İran Devrim Muhafızları tarafından yapılan yazılı açıklamada, bu operasyonun “meşru müdafaa hakkı” kapsamında gerçekleştirildiği ve Tel Aviv ile çevresindeki askeri tesislerin hedef alındığı belirtildi. Saldırının hemen ardından İsrail ordusu da İran topraklarındaki askeri hedeflere yönelik bir karşı saldırı başlattığını duyurdu. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, yaptığı açıklamada, “İran'dan gelen tehdide anında yanıt verdik. İran'ın füze rampaları ve lojistik tesisleri imha edildi” ifadelerini kullandı. Bu gelişmeler, İran ile İsrail arasında Nisan 2024'teki geçici ateşkesin ardından ilk kez doğrudan bir askeri çatışma yaşandığına işaret ediyor. Bölgesel gözlemciler, taraflar arasındaki bu tırmanışın Ortadoğu'da yeni bir savaş dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmelerin arka planı
Olaylar zinciri, 30 Eylül 2024'te İsrail'in Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlediği bir hava saldırısıyla başladı. Saldırıda, İran destekli Hizbullah'ın üst düzey bir komutanının öldürüldüğü bildirildi. Hizbullah, İsrail'in bu eylemine misilleme yapacağını duyururken, bölgedeki kaynaklar İran'ın da harekete geçmeye hazırlandığını aktardı. Nitekim 1 Ekim gece yarısı İran, İsrail'e yönelik balistik ve seyir füzelerinin yanı sıra kamikaze dronlar da dahil olmak üzere çok sayıda fırlatma gerçekleştirdi. İsrail hava savunma sistemleri, Demir Kubbe ve David'in Sapanı'nın devreye girmesiyle füzelerin bir kısmını havada imha etti. Ancak bazı füzelerin Tel Aviv ve çevresindeki askeri tesislere isabet ettiği ve sivil kayıplara yol açtığı bildirildi. Filistin Kızılayı, saldırılarda en az 3 kişinin hayatını kaybettiğini, 15 kişinin yaralandığını duyurdu. İsrail ordusu, kendi hava savunma sistemlerinin yanı sıra ABD'nin bölgedeki füze savunma sistemlerinin de devreye girdiğini ve saldırının büyük ölçüde püskürtüldüğünü açıkladı. İran'ın saldırısından saatler sonra ise İsrail, İran'daki askeri hedeflere yönelik bir hava operasyonu başlattı. Operasyon kapsamında İran'ın İsfahan, Şiraz ve Huzistan eyaletlerindeki füze üsleri, lojistik depolar ve komuta merkezleri vuruldu. İran resmi ajansı IRNA, İsrail saldırılarında 2 askerin öldüğünü, 5 askerin yaralandığını ve bazı tesislerde hasar oluştuğunu bildirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karşılıklı saldırılar, Ortadoğu'da yıllardır süren vekalet savaşlarını doğrudan çatışmaya dönüştürebilecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Nisan 2024'te Birleşmiş Milletler ve ABD'nin arabuluculuğunda varılan ateşkes, taraflar arasındaki doğrudan askeri teması durdurmuştu. Ancak bu ateşkes, İran'ın bölgedeki müttefikleri aracılığıyla İsrail'e yönelik baskıyı sürdürmesine engel olamamıştı. Son iki günde yaşanan gelişmeler, ABD Başkanı Joe Biden yönetimini de harekete geçirdi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, ABD'nin İsrail'in meşru müdafaa hakkını desteklediği, ancak çatışmanın kontrolden çıkmaması için tüm taraflarla acil temas halinde olduğu belirtildi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Bölgede daha geniş bir savaşı önlemek için diplomatik çabalarımızı sürdürüyoruz” dedi. Bu arada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı çağrısı yaparken, Rusya ve Çin de taraflara itidal çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Bu tehlikeli tırmanışı durdurmak için elimizden geleni yapacağız” açıklamasını yaptı. Uzmanlar, İran ve İsrail arasındaki doğrudan çatışmanın, başta Suriye, Irak ve Yemen olmak üzere bölge ülkelerini de içine çekebilecek bir domino etkisi yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, gerilimin tırmanmasından duydukları endişeyi dile getirirken, ekonomik etkiler de hissedilmeye başlandı. Petrol fiyatları, bu gelişmelerin ardından varil başına 90 doları aşarak son bir yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ve İsrail arasındaki bu doğrudan askeri çatışma, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan etkileyebilecek bir nitelik taşıyor. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile sınırlı da olsa diplomatik ve ticari ilişkilerini sürdürüyor. Bu çatışmanın büyümesi halinde, Türkiye enerji arz güvenliği açısından risk altına girebilir. Özellikle İran'dan doğalgaz ithalatı ve Irak'taki enerji projeleri bu süreçten olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, Suriye'deki vekalet savaşının yoğunlaşması, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit edebilir. Türkiye, NATO müttefiki olarak İsrail'in yanında yer almasa da, bölgede istikrarın bozulması Ankara'nın diplomatik ve askeri angajmanlarını artırmasını gerektirebilir. Bu nedenle Ankara'nın, hem taraflarla hem de uluslararası aktörlerle yoğun bir diplomasi yürüterek çatışmanın yayılmasını engellemeye çalışması bekleniyor.