ABD'nin İran politikasında son yıllarda izlediği stratejik sabır ve artan ekonomik baskı, Tahran'ı bölgesel ve küresel arenada köşeye sıkıştırıyor. Washington'ın yaptırımları sıkılaştırması ve müttefikleriyle uyumlu hareket etmesi, İran'ın nükleer programını ve bölgesel yayılmacılığını sınırlama yolunda önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede, ABD'nin mevcut rotayı koruması halinde İran'a karşı üstünlük sağlayabileceği görüşü ağırlık kazanıyor.
Stratejik Sabrın Arka Planı
ABD yönetimi, 2018'de Trump döneminde Ortak Kapsamlı Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmesinin ardından İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını devreye sokmuştu. Joe Biden döneminde ise diplomasiye kapı aralanmış olsa da, İran'ın nükleer faaliyetlerini genişletmesi ve bölgesel milis grupları desteklemesi nedeniyle yaptırımlar büyük ölçüde korundu. 2024'te İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a çıkarması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile işbirliğini askıya alması, Batı başkentlerinde endişe yarattı. Buna karşın ABD, İsrail ve Körfez ülkeleriyle istihbarat paylaşımını artırarak İran'ın nükleer eşiği aşmasını engelleeye yönelik caydırıcılık stratejisini güçlendirdi.
Ekonomik cephede ise ABD Hazine Bakanlığı, İran'ın petrol ihracatını hedef alan yaptırımları genişletti. İran petrolünün başlıca alıcısı Çin'e yönelik ikincil yaptırım tehditleri, Tahran'ın gelirlerini ciddi ölçüde kısıtladı. 2023'te İran'ın günlük petrol ihracatı 1 milyon varilin altına düşerken, ülkenin döviz rezervleri eridi ve İran riyali tarihi düşük seviyelere geriledi. Bu durum, Tahran'ın nükleer programını finanse etme kapasitesini sınırlıyor ve iç ekonomik baskıyı artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bölgesel etkisi, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki vekil gruplar üzerinden sürüyor. Ancak son dönemde İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine yönelik artan operasyonları ve ABD'nin Irak'taki askeri varlığını koruması, Tahran'ın manevra alanını daralttı. Özellikle 2024'te İsrail-Hamas savaşı sırasında İran'ın doğrudan müdahaleden kaçınması, caydırıcılığın işlediği yönünde yorumlandı. Ayrıca Suudi Arabistan ile İran arasındaki Çin arabuluculuğuyla sağlanan normalleşme, İran'ın Arap dünyasındaki izolasyonunu kısmen kırsa da, ABD'nin Körfez'deki güvenlik mimarisindeki merkezi rolünü değiştirmedi.
Küresel düzeyde ise Rusya ve Çin'in İran'a verdiği sınırlı destek, Tahran'ın aradığı stratejik derinliği sağlamaktan uzak. Rusya'nın Ukrayna savaşındaki meşguliyeti ve Çin'in ABD ile ticaret savaşında İran'ı riske atmayacak kadar pragmatik davranması, İran'ın yalnızlığını pekiştiriyor. Avrupa Birliği ise nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba gösterse de, İran'ın insan hakları ihlalleri ve bölgesel yayılmacılığı nedeniyle yaptırımları sürdürüyor. Bu tablo, ABD'nin "çıkmaz sokak" stratejisinin uzun vadede İran'ı taviz vermeye zorlayabileceği tezini güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınırı, enerji bağımlılığı ve bölgesel rekabeti nedeniyle bu denklemde kritik bir aktör. ABD'nin İran'a yönelik baskısı, Türkiye'nin İran doğalgazı ithalatını ve ticaretini olumsuz etkileyebilir; ancak Ankara, Batı ile ilişkilerini dengelemek için yaptırımlara uyum konusunda temkinli. Öte yandan İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki PKK/YPG ile mücadelesinde elini güçlendirebilir. Türkiye, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemeye yönelik çabalara destek verirken, diplomatik çözümden yana tavır alarak bölgesel istikrarı önceliyor.