Tahran yönetimi, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda izin verilen rotalar dışında seyreden gemilere karşı 'sert yanıt' vermekle tehdit etti. Bu tehdit, Katar'ın başkenti Doha'da ABD ile İran arasında yapılan dolaylı görüşmelerin 'olumlu ilerleme' kaydedildiği yönündeki açıklamalarla neredeyse eş zamanlı geldi. Taraflar, bir sonraki turun İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in cenaze töreninin ardından yapılması konusunda mutabık kaldı. Görüşmeler, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve bölgesel gerilimlerin azaltılması gibi kritik başlıkları kapsıyor.
Doha Zirvesi: İlerleme mi, Taktik mi?
Katar'da gerçekleştirilen ve üç gün süren dolaylı müzakereler, Avrupa Birliği'nin arabuluculuğunda yürütüldü. AB Dış İlişkiler Servisi Sözcüsü, görüşmelerin 'yapıcı bir atmosferde' geçtiğini ve tarafların 'pozitif bir ivme' yakaladığını belirtti. Ancak İran'ın aynı anda Hürmüz Boğazı'na yönelik tehditkar söylemi, bu iyimserliğin gölgesinde kaldı. İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Alireza Tangsiri, 'İzin verilmeyen rotaları kullanan her türlü deniz aracı, güvenlik protokollerimiz kapsamında sert bir yanıtla karşılaşacaktır' ifadelerini kullandı. Bu açıklama, uluslararası nakliye şirketleri ve sigorta kuruluşları arasında tedirginlik yarattı. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak kabul ediliyor.
Müzakerelerin bir sonraki turunun, İran'ın dini lideri Hamaney'in 17 Aralık'ta düzenlenecek cenaze töreninin ardından yapılacağı açıklandı. Tahran'da bugünlerde yoğun bir hazırlık var; Hamaney'in ölümü, İran'da siyasi bir boşluk yaratmasa da, yeni dini liderin seçimi sürecinde dış politikada geçici bir duraklamaya neden olabilir. Nükleer dosyada uzman isimler, Hamaney'in onayı olmadan nihai bir anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle Doha'daki görüşmelerin 'ön hazırlık' niteliği taşıdığı yorumunu yapıyor.
Bölgesel Gerilimler ve Küresel Enerji Güvenliği
İran'ın Hürmüz tehditleri, sadece ABD ile değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak gibi komşularla da gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıyor. Geçtiğimiz aylarda Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail arasında normalleşme adımları, İran'ı bölgede daha agresif bir pozisyona itmişti. Tahran, özellikle İsrail'in İran'a yönelik siber saldırılar ve suikast girişimlerine misilleme olarak Hürmüz'de koz kullanmayı hedefliyor olabilir. Küresel enerji piyasalarında ise herhangi bir Hürmüz krizi, Brent petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya yol açabilir. Uzmanlar, İran'ın blöf yapmadığı takdirde, ABD ve müttefiklerinin bölgeye ek savaş gemisi göndermesiyle askeri bir gerginliğin kaçınılmaz olabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, Doha görüşmelerinde dolaylı olarak masaya yatırılan konular arasında İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesi, ABD yaptırımlarının hafifletilmesi ve bölgesel milis güçlerinin kontrolü yer alıyor. ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, müzakerelerin 'küçük ama somut adımlarla' ilerlediğini ifade etti. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, 'Anlaşma yalnızca tüm yaptırımların kaldırılması ve garantiler verilmesi halinde mümkün' diyerek çıtayı yüksek tuttu. Bu tutum, görüşmelerin önümüzdeki haftalarda da zorlu geçeceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Hürmüz tehditleri ve ABD ile müzakerelerindeki gelgitler, Türkiye'yi doğrudan ve dolaylı yollardan etkiliyor. Türkiye, doğalgaz ve petrol ithalatının önemli bir bölümünü Basra Körfezi ülkelerinden ve İran'dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz, enerji fiyatlarını artırarak Türkiye'nin cari açığını büyütebilir. Öte yandan, Ankara'nın Tahran'la nükleer dosya da dahil olmak üzere birçok konuda iş birliği yapma potansiyeli var. Türkiye, hem NATO müttefiki olarak ABD'nin hem de komşu olarak İran'ın hassasiyetlerine duyarlı bir denge politikası izlemek zorunda. Bu süreçte, Türk diplomatlarının Doha ve Tahran'da yürüttüğü arabuluculuk çabaları, bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor.