İran, Hürmüz Boğazı'nın ötesinde "kısıtlı" bir deniz bölgesi ilan etmeye hazırlanıyor. Ülkenin üst düzey güvenlik yetkilisi Mohsen Rezaei, yeni bölgeye giren herhangi bir geminin yaptırım listesine alınacağını duyurdu. Rezaei'nin açıklaması, Tahran'ın Basra Körfezi ve Umman Denizi'ndeki deniz yetki alanlarını genişletme ve bölgedeki Batılı askeri varlığına karşı yeni bir caydırıcılık katmanı oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor. İran daha önce de benzer adımlarla uluslararası sulardaki seyrüsefer kurallarını zorlamış, zaman zaman tankerlere el koymuş veya rotalarını değiştirmeye zorlamıştı.
Gelişmenin arka planı
Mohsen Rezaei, İran Devrim Muhafızları'nın eski komutanı ve şu anda Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi olarak görev yapıyor. Açıklaması, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri nedeniyle Batı'nın yaptırımlarına maruz kaldığı bir dönemde geldi. Yeni "kısıtlı" bölge, Hürmüz Boğazı'nın ötesine, Umman Körfezi'ne ve muhtemelen Hint Okyanusu'nun kuzeyine kadar uzanabilir. İran, bu bölgede seyrüsefer yapan gemileri kendi izin rejimine tabi tutmayı ve izinsiz geçişleri "yaptırım" kapsamına almayı planlıyor. Bu adım, Tahran'ın son yıllarda artan deniz gücü projeksiyonu ve ABD liderliğindeki koalisyon güçleriyle yaşadığı gerilimin bir uzantısı. İran daha önce 2021'de Umman Denizi'nde bir İsrail bağlantılı gemiye saldırmakla suçlanmış, 2022'de ise Yunanistan'a ait iki tankere el koymuştu. Bu tür eylemler, İran'ın deniz ticaret yollarını bir baskı aracı olarak kullanma stratejisinin parçası olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir darboğaz. İran'ın böyle bir bölge ilan etmesi, küresel enerji güvenliği ve deniz ticareti açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bölgede donanma unsurları bulunduruyor ve İran'ın bu adımına karşılık verme opsiyonlarını değerlendirecektir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) gibi kuruluşlar, seyrüsefer serbestisi ilkesine aykırı bu tür tek taraflı ilanları tanımıyor. Öte yandan, İran'ın bu hamlesi, Çin ve Rusya gibi ülkelerle olan stratejik işbirliğini de etkileyebilir. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı ve Basra Körfezi'ndeki istikrarı kendi enerji güvenliği için hayati görüyor. Rusya ise İran ile askeri ve teknik işbirliğini derinleştirmiş durumda. Moskova'nın bu tür bir bölgeyi tanıyıp tanımayacağı belirsiz. Ayrıca, Avrupa Birliği ve diğer küresel aktörler, İran'ın bu adımını provokasyon olarak nitelendirebilir ve yeni yaptırımlar gündeme gelebilir. Bölgede tansiyonun yükselmesi, sigorta maliyetlerini artırabilir ve deniz taşımacılığı şirketlerini rotalarını değiştirmeye zorlayabilir. Bu da küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde doğrudan bir etki yaratır. İran'ın nükleer müzakerelerdeki tutumu ve bölgesel vekil güçleriyle olan ilişkileri göz önüne alındığında, bu hamle Tahran'ın batıdan gelecek baskılara karşı elini güçlendirme çabası olarak da okunabilir. Ayrıca, İran'ın kendi iç ekonomik sıkıntıları ve protestoları bastırma çabaları, dış politika hamleleriyle kamuoyunun dikkatini dağıtma amacı taşıyabilir. Bu tür adımlar, İran'ın uluslararası toplumla ilişkilerini daha da gerilirken, bölgedeki güç dengesini de etkileyebilir. Suudi Arabistan, BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın bu hamlesini kendi güvenliklerine tehdit olarak görecek ve muhtemelen ABD ile daha sıkı işbirliği arayışına girecektir. İsrail ise İran'ın deniz yollarını kullanarak silah kaçakçılığı yapmasını engellemek için daha agresif bir tutum izleyebilir. Tüm bu faktörler, Orta Doğu'da yeni bir gerilim hattı oluşturma potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Hürmüz Boğazı ötesinde ilan ettiği kısıtlı deniz bölgesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve deniz ticareti açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, Basra Körfezi'nden geçen petrol ve doğalgazın önemli bir kısmını ithal ediyor; bölgede artan gerilim, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türk deniz ticaret filosu için alternatif rotalar ve sigorta maliyetleri gündeme gelebilir. Türkiye, İran ile diplomatik ilişkilerini koruyarak hem ABD hem de İran ile denge politikası yürütüyor. Ancak böyle bir ilan, Türkiye'nin bölgedeki istikrar arayışını zorlaştırabilir ve NATO müttefikleriyle uyumunu test edebilir. Türkiye, deniz seyrüsefer serbestisi ilkesine vurgu yaparak diplomatik kanalları kullanmalı ve bölgesel diyalog mekanizmalarını harekete geçirmelidir.