İran, 13 Ekim Pazar günü, ABD'nin geçen hafta üç petrol tankerine düzenlediği saldırılara misilleme olarak Hürmüz Boğazı yakınlarında bir ABD insansız deniz aracına (USV) saldırı düzenlediğini açıkladı. Tahran yönetimi, söz konusu aracın boğaza girmeye çalıştığını ve İran güçleri tarafından hedef alındığını duyurdu. Olay, taraflar arasında altı aydır devam eden savaşın seyrini daha da gerginleştirdi.
Olayın Arka Planı ve Tarafların İddiaları
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı'na girmeye çalışan bir ABD insansız deniz aracını tespit ederek ateş açtı. İran, aracın keşif veya saldırı amacı taşıdığını öne sürerken, ABD'den henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Amerikan yetkililerinin olayı doğruladığı ve bölgedeki diğer deniz unsurlarına teyakkuza geçme emri verdiği belirtiliyor.
Geçtiğimiz hafta ABD, Basra Körfezi'nde seyreden üç petrol tankerine hava saldırısı düzenlemişti. Washington, bu saldırıların İran'ın bölgedeki deniz ticaretini hedef alan eylemlerine yanıt olduğunu savunmuştu. Tahran ise saldırıları "uluslararası hukukun ihlali" ve "askeri saldırganlık" olarak nitelendirerek misilleme sözü vermişti.
İran'ın Pazar günkü açıklaması, bu misillemenin ilk somut adımı olarak yorumlanıyor. Olayın ardından Hürmüz Boğazı'nda gerilim daha da arttı; bölgede seyreden ticari gemilere yönelik tehdit algısı yükseldi. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) henüz bir açıklama yapmadı ancak bölgedeki deniz trafiğinin aksayabileceği endişesi hakim.
Altı Aylık Savaş ve Çıkmaz
ABD ile İran arasındaki çatışmalar, altı ay önce İran'ın nükleer programına yönelik uluslararası yaptırımların süresinin dolması ve ardından yaşanan karşılıklı suçlamalarla başlamıştı. Nisan ayında ABD, İran'ın nükleer tesislerine yönelik hava saldırıları düzenlemiş, İran ise buna balistik füze denemeleri ve bölgedeki ABD üslerine yönelik dolaylı saldırılarla yanıt vermişti. Altı ay içinde taraflar birkaç kez ateşkes girişiminde bulunduysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.
Son haftalarda çatışmalar deniz alanına taşındı. ABD, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatını engellemeye yönelik girişimlerini önlemek için bölgeye ek deniz kuvvetleri konuşlandırmıştı. İran ise ABD'nin bu varlığını "emperyalist müdahale" olarak nitelendiriyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir su yolu olması nedeniyle stratejik öneme sahip.
Uzmanlar, taraflar arasındaki çatışmaların denizde genişlemesinin enerji fiyatlarını ve küresel ticareti olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Şu ana kadar petrol fiyatlarında sınırlı bir artış görülse de, Hürmüz'deki herhangi bir kapanma senaryosu piyasaları sarsabilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, yalnızca ABD-İran ikili ilişkilerini değil, bölgedeki diğer aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, petrol ihracatlarının güvenliği açısından endişeli. Bu ülkeler, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor.
Rusya ve Çin, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını eleştirerek itidal çağrısı yapmıştı. Moskova ve Pekin, bölgedeki istikrarsızlığın kendi enerji çıkarlarını tehdit etmesinden çekiniyor. Avrupa Birliği ise taraflara diyalog çağrısı yapmakla yetiniyor; ancak ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına mesafeli duruşu biliniyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, taraflara "azami itidal" çağrısında bulunarak, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir çatışmanın küresel sonuçları olacağı uyarısını yaptı. Ancak şu ana kadar taraflar arasında doğrudan bir müzakere girişimi yok.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor; boğazda yaşanacak bir tıkanıklık enerji ithalatını ve fiyatları olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, ABD ile İran arasında denge gözeterek bölgede arabuluculuk potansiyelini korumak istiyor. Olası bir geniş çaplı çatışma, Türkiye'nin güney sınırındaki istikrarsızlığı artırabilir ve mülteci akınını tetikleyebilir. Bu nedenle Ankara, taraflara itidal çağrısı yaparak diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışacaktır.