İran halkı, ağır ekonomik yaptırımlar ve yüksek enflasyon nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, Tahran yönetimi ABD'nin eski Başkanı Donald Trump döneminde dondurulan varlıklarının çözülmesiyle elde edilecek büyük bir mali kaynağı kendi çıkarları için kullanmaya hazırlanıyor. Bu durum, rejimin yolsuzluk ve baskıcı politikaları nedeniyle zaten güvenini yitirmiş olan halk arasında büyük bir öfkeye yol açıyor. Trump yönetimi, İran'a yönelik maksimum baskı politikası kapsamında ülkenin döviz rezervlerinin büyük bir kısmını dondurmuştu. Ancak son dönemde ABD ve İran arasında dolaylı görüşmelerin yeniden başlamasıyla birlikte, bu varlıkların serbest bırakılması gündeme geldi. Uzmanlar, serbest kalacak 6 milyar doların İran halkının refahı için kullanılması gerekirken, rejimin bu parayı bölgesel milis grupları ve nükleer programını finanse etmek için kullanacağını düşünüyor.
Gelişmenin arka planı: Trump'ın mirası ve Biden'ın manevrası
Trump'ın 2018'de İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve yeniden yaptırımları devreye sokması, İran ekonomisini çöküşün eşiğine getirmişti. Dondurulan varlıklar arasında Güney Kore, Irak ve Lüksemburg'daki İran hesapları yer alıyor. Biden yönetimi, nükleer müzakereleri yeniden canlandırmak amacıyla bu varlıkların bir kısmını serbest bırakmaya sıcak bakıyor. Ancak eleştirmenler, bu kararın İran'ın insan hakları ihlalleri ve bölgesel istikrarsızlık yaratan politikalarını ödüllendireceğini savunuyor.
İran'da bir işçinin aylık geliri ortalama 200 doları geçmezken, temel gıda maddelerinin fiyatları son iki yılda yüzde 300'ün üzerinde arttı. Halk, marketlerde uzun kuyruklar bekliyor, sağlık hizmetlerine erişim giderek zorlaşıyor. Bu ortamda dondurulan varlıkların akıbeti, rejimin önceliklerini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Milisler ve nükleer program
İran, serbest kalan kaynaklarla Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Suriye'deki milis gruplara desteğini artırmayı planlıyor. Bu durum, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozabilir. İsrail ve Suudi Arabistan, bu gelişmeyi endişeyle izlerken, ABD'nin müttefikleri Tahran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırabileceği uyarısında bulunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini artırdığını ve denetimlere tam olarak izin vermediğini bildiriyor.
Analistlere göre, Trump'ın maksimum baskı politikası İran'ı müzakere masasına getirmekte başarısız olurken, Biden'ın uzlaşmacı tavrı da rejimi daha saldırgan hale getirebilir. Her iki durumda da kaybeden sıradan İranlılar oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ekonomik ve enerji bağlantıları bulunan bir komşu ülke olarak bu gelişmeden doğrudan etkilenecektir. Serbest kalan varlıkların İran'ın bölgesel nüfuzunu artırması, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca, İran'daki ekonomik krizin derinleşmesi, Türkiye'ye olası bir göç dalgasını tetikleyebilir. Öte yandan, Türkiye doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşıladığı için, Tahran'ın elindeki kaynağı enerji yatırımlarına yönlendirmesi iki ülke arasındaki ticareti olumlu etkileyebilir. Ancak bu senaryo, rejimin halkın refahını değil kendi ayakta kalışını öncelemesi nedeniyle zayıf bir ihtimaldir.