Başkan Donald Trump'ın İran'a yönelik politikasında askeri seçeneği arka plana alıp ekonomik baskıyı artırması, Tahran yönetiminin stratejik hedeflerinden sapmasına yol açmadı. Uzmanlara göre, altı aylık süreçte İran bölgesel konumunu güçlendirirken, ABD'nin somut bir yol haritası ortaya koyamaması dikkat çekiyor. Bu durum, İran halkının daha da yoksullaşmasına neden olurken, rejimin içerideki ve dışarıdaki pozisyonunu sağlamlaştırdığı yorumlarına yol açıyor.
Tahran'ın Stratejik Sabrı ve Ekonomik Cephe
Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uyguladığı 'maksimum baskı' politikası, yerini daha geniş kapsamlı bir ekonomik kuşatmaya bıraktı. Son altı ayda petrol ihracatını sıfırlama hedefi ve bankacılık sektörüne yönelik yaptırımlar, İran ekonomisini ciddi biçimde zorluyor. Ancak bu baskı, Tahran'ın nükleer programındaki ilerleyişini durduramadığı gibi, bölgesel vekil güçler üzerindeki nüfuzunu da kıramadı. Uzmanlar, İran'ın kısa vadeli ekonomik zorlukları, uzun vadeli stratejik kazanımlar olarak gördüğünü belirtiyor. Ülke içinde artan yoksulluk, gösteriler ve rejim karşıtı söylemler ise henüz yönetimi devirecek düzeye ulaşmış değil.
İran yönetimi, yaptırımları aşmak için Çin ve Rusya ile ticari anlaşmalarını derinleştirirken, komşu ülkelerle de ekonomik ilişkilerini çeşitlendiriyor. Ülkenin doğusundaki serbest ticaret bölgeleri ve enerji anlaşmaları, ekonominin tamamen çökmesini önlüyor. Öte yandan, İran'ın savunma sanayii ve füze programı, ekonomik kısıtlamalara rağmen gelişmeye devam ediyor. Bu durum, Batılı istihbarat raporlarına da yansıyor. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü'nün son açıklamasında, İran'ın kıtalararası balistik füze teknolojisinde beklenenden daha hızlı ilerleme kaydettiği vurgulandı.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Belirsiz Gelecek
ABD'nin Orta Doğu'dan askeri olarak çekilme isteği, İran'a stratejik bir alan açıyor. Yemen'de Husilere, Lübnan'da Hizbullah'a ve Suriye'de Esad rejimine verdiği destek sayesinde İran, bölgesel bir güç olarak pozisyonunu koruyor. Suudi Arabistan ile İsrail'in oluşturduğu ittifak ise bu nüfuza karşı koymakta zorlanıyor. Uzmanlar, İran'ın ekonomik zayıflığının, bölgesel genişleme hırsını dizginlemediğini; aksine bu durumun rejime karşı iç tehditleri bertaraf etmek için bir araç olarak kullanıldığını ifade ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim beyanlarına ve önceki dönemdeki gerginliklere rağmen, İran politikasının net bir stratejiye oturmaması müttefikleri de endişelendiriyor. Avrupalı liderler, nükleer anlaşmanın korunması için diplomatik çabalarını sürdürse de, ABD'nin yaptırımları bu çabaları zayıflatıyor. İran ise 'direniş ekonomisi' olarak adlandırdığı politikalarla, dış baskıya karşı direnmeye devam edeceğinin sinyalini veriyor. Bu belirsizlik, bölgede yeni bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor; ancak şu an için tarafların tam bir savaşa girmekten kaçındığı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlardan doğrudan etkilenen komşu ülkelerden biri. ABD'nin ikincil yaptırım tehditleri, Türk şirketlerinin İran'la ticaretini sınırlandırırken, enerji bağımlılığı Ankara'yı Tahran'la diyaloğa zorluyor. Doğal gaz ve petrol ticaretinde Rusya'ya alternatif olan İran, Türkiye için kilit önemde. Öte yandan İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Ankara'nın Suriye ve Irak politikalarıyla doğrudan çakışıyor. Türkiye, İran'ın yayılmacı politikalarına karşı sınır güvenliğini artırırken, Rusya'yla birlikte yürüttüğü Astana sürecinde Tahran'la iş birliği yapmak zorunda. Bu karmaşık denge, Türkiye'nin hem ekonomik çıkarlarını hem bölgesel pozisyonunu korumasını gerektiriyor.