İsrail ve ABD'nin 2025 ve 2026 başlarında İran'a yönelik gerçekleştirdiği kapsamlı askeri saldırılar, Tahran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) cephaneliğini yeniden tesis etme kabiliyeti konusunda ciddi soru işaretleri yarattı. Analistler, 2024'ten bu yana İran'ın binlerce balistik füze, seyir füzesi ve tek yönlü saldırı İHA'sını tükettiğini ve üretim altyapısının ağır darbe aldığını belirtiyor. İran'ın savunma sanayii, hem hammadde tedarikinde hem de üretim tesislerinin fiziki bütünlüğünde büyük zorluklarla karşı karşıya.
İran'ın Füze ve İHA Gücünün Arka Planı
İran, uzun yıllar boyunca balistik füze ve İHA programlarını Ortadoğu'daki stratejik caydırıcılığının temel unsuru olarak geliştirdi. Özellikle 2024 yılındaki İsrail-Hamas savaşı sırasında ve sonrasında Hizbullah, Husiler ve Irak'taki milisler aracılığıyla gerçekleştirdiği saldırılarda binlerce füze ve İHA kullandı. Bu yoğun kullanım, İran'ın stoklarını hızla eritti. 2025'te İsrail'in İran'ın füze üretim tesislerine yönelik nokta operasyonları ve ABD'nin stratejik bombardıman uçaklarıyla gerçekleştirdiği derin darbe operasyonları, İran'ın üretim kapasitesini ciddi şekilde kısıtladı.
Uzmanlara göre İran, füze üretiminde kullandığı hassas komponentler ve özel alaşımlar konusunda dışa bağımlı. Uzun süredir uygulanan uluslararası yaptırımlar, bu tedarik kanallarını zaten daraltmıştı. Şimdi ise fiziki altyapının tahribi, üretimin yeniden başlatılmasını aylar hatta yıllar alabilir. İran'ın elinde kalan stokların ne kadar olduğu ve bu stokların ne kadarının operasyonel olduğu ise belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın füze ve İHA kapasitesindeki azalma, bölgesel güç dengesini doğrudan etkiliyor. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın azalan caydırıcılığını kendi lehlerine bir fırsat olarak görürken, Irak, Suriye ve Yemen'deki İran yanlısı gruplar üzerindeki etkisini de sorguluyor. ABD ise İran'ın nükleer programına yönelik baskıyı artırırken, füze programının yeniden canlanmasını engellemek için istihbarat ve askeri işbirliğini yoğunlaştırıyor.
Öte yandan İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirerek yaptırımları aşma ve teknoloji transferi sağlama arayışında. Ancak bu ülkelerin de İran'a hassas füze teknolojisi sağlama konusunda isteksiz olduğu biliniyor. İran'ın kısa vadede eski kapasitesine ulaşması zor görünüyor; ancak orta vadede asimetrik savaş yeteneklerini (örneğin daha az maliyetli İHA'lar ve seyir füzeleri) öne çıkararak dengeyi korumaya çalışabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın füze ve İHA üretimindeki zayıflama, Türkiye'nin güvenlik çevresini iki yönlü etkiliyor. Bir yandan, İran'ın bölgesel saldırganlık kapasitesinin azalması, Türkiye'nin doğu sınırlarında ve Irak-Suriye hattında daha istikrarlı bir ortam oluşmasına katkı sağlayabilir. Öte yandan, İran'ın zayıflaması, bölgede İsrail ve Körfez ülkelerinin etkinliğini artırabilir; bu da Türkiye'nin diplomatik denge politikalarını zorlaştırabilir. Ayrıca İran'ın savunma sanayii tedarik zincirindeki kırılganlık, Türkiye'nin kendi İHA ve füze programları için bir fırsat penceresi yaratabilir; ancak Türkiye'nin İran ile ekonomik ve enerji ilişkileri, istikrarsızlıktan olumsuz etkilenebilir. Türkiye, bölgesel güç dengesindeki bu değişimi dikkatle izlemeli ve savunma sanayii ihracatında yeni fırsatları değerlendirmelidir.