İran Devrim Muhafızları (IRGC), İsrail’in 26 Ekim 2023 tarihinde İran topraklarına yönelik düzenlediği hava saldırılarında, taarruz uçaklarından fırlatılan balistik füzelerin kullanıldığını doğruladı. IRGC’nin resmi açıklamasında, İsrail savaş uçaklarının İran hava sahasına girmeden, sınır ötesinden fırlatılan bu füzelerle Tahran, Huzistan ve İlam eyaletlerindeki askeri hedeflerin vurulduğu bildirildi. Saldırıda dört İran askeri hayatını kaybederken, bazı radar sistemlerinde sınırlı hasar meydana geldi. IRGC, füzelerin büyük kısmının hava savunma sistemleri tarafından imha edildiğini ancak bazılarının hedeflerine ulaştığını kabul etti. Bu açıklama, İsrail’in İran’a karşı kullandığı taktik ve teknolojik kapasiteye ilişkin önemli ipuçları veriyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail’in 26 Ekim saldırısı, İran’ın 1 Ekim’de İsrail’e yönelik 200’den fazla balistik füze fırlatmasına misilleme olarak gerçekleştirildi. İsrail ordusu, İran’ın füze üretim tesislerini ve hava savunma sistemlerini hedef aldığını duyurmuştu. Ancak IRGC’nin yeni açıklaması, İsrail’in yalnızca karadan değil, havadan da balistik füze kullanma kabiliyetine sahip olduğunu ortaya koydu. Bu tür füzeler, genellikle savaş uçaklarından fırlatılan ve yüksek hızda seyreden, düşük irtifada manevra yapabilen silahlar olarak biliniyor. Uzmanlar, İsrail’in bu saldırıda ABD yapımı AGM-158C LRASM veya İsrail yapımı Delilah gibi güdümlü füzeler kullanmış olabileceğini belirtiyor. IRGC ayrıca, İsrail uçaklarının İran hava sahasına girmemesi nedeniyle hava savunma sistemlerinin bu füzeleri tespit etmekte zorlandığını itiraf etti.
İran, saldırının ardından uluslararası topluma çağrıda bulunarak, 26 Ekim’de İsrail’e verdiği yanıtın “meşru müdafaa” kapsamında olduğunu ve benzer saldırılara aynı şekilde karşılık vereceğini duyurdu. Tahran yönetimi, ayrıca, ABD’nin İsrail’e verdiği askeri desteği “savaş suçu” olarak nitelendirdi. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırının İran’ın nükleer programını hedef aldığını ima ederek, “İran’ın bizi yok etme hevesini kırmak için gereken her şeyi yapacağız” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail gerilimi, Ortadoğu’yu savaşın eşiğine getirmiş durumda. İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir İsrail saldırısı, bölgede büyük bir yangına yol açabilir. IRGC’nin açıklaması, İsrail’in bu tür bir saldırı için havadan balistik füze kullanma kapasitesine sahip olduğunu teyit ederken, İran’ın da benzer saldırılara hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Tahran yönetimi, İsrail’in herhangi bir yeni saldırısına “misliyle karşılık vereceğini” söylerken, bu, iki ülke arasında bir füze savaşının başlayabileceği anlamına geliyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve İsrail’e sağladığı istihbarat desteği, gerginliği daha da tırmandırıyor. Rusya ise İran’a hava savunma sistemleri konusunda yardım teklif etmiş olsa da, bu teklifin ne kadar ileri gittiği bilinmiyor. Çin, hem İran hem de İsrail’e çağrıda bulunarak, itidal çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, iki ülke arasındaki çatışmayı sona erdirmek için acil toplantı talebini değerlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail arasındaki bu füze savaşı, Türkiye’nin güvenlik ve dış politika dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, bölgede hem İran hem de İsrail ile sınırlı ancak işlevsel ilişkiler sürdürürken, bu gerilim Ankara’yı iki taraf arasında sıkıştırabilir. Olası bir bölgesel savaş, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri varlığını tehdit edebilir; ayrıca İran’dan Türkiye’ye yönelik bir mülteci akını olasılığını artırabilir. Türkiye, tarafları itidale davet ederken, kendi hava savunma sistemlerini modernize etme ihtiyacını da yeniden gündeme almalıdır. NATO üyesi olarak Türkiye, bu çatışmanın büyümesi halinde savunma sanayii ve enerji arz güvenliği açısından ciddi risklerle karşı karşıya kalabilir. Özellikle İran’dan doğal gaz ithalatı, gerilimin artması halinde kesintiye uğrayabilir.