İran ile ABD arasında yıllardır süren müzakerelerin ardından nihai bir anlaşmaya varılmak üzereyken, Tahran sokaklarında beklenen rahatlama yerine derin bir şüphecilik hakim. Hükümet yanlısı medya anlaşmayı bir başarı olarak sunsa da, sıradan İranlılar ve muhalif kesimler, özellikle Trump yönetiminin daha önceki taahhütlerinden cayması ve ekonomik yaptırımların tamamen kalkmayacağı endişesiyle anlaşmanın kalıcılığına inanmıyor. Herkesin farklı nedenlerle öfkeli olduğu bu ortamda, anlaşma metni henüz kamuoyuna açıklanmamış olsa da, en kritik maddenin uranyum zenginleştirme seviyesi ve yaptırımların kaldırılması olduğu biliniyor.
Anlaşmanın arka planı ve tartışmalı noktalar
2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) 2018'de Trump'ın çekilmesiyle başlayan süreç, Biden yönetiminin 2021'de müzakerelere dönmesiyle yeniden başlamıştı. Ancak iki taraf da birbirine güvenmiyor. İran, yaptırımların kalkacağına dair somut garantiler isterken, ABD ise İran'ın bölgesel faaliyetlerini ve balistik füze programını sınırlamasını talep ediyor. Anlaşma taslağında uranyum zenginleştirme oranının yüzde 3.67 ile sınırlanması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (UAEA) kapsamlı denetim yetkisi verilmesi öngörülüyor. Ancak İranlı yetkililer, bu denetimlerin askeri tesisleri de kapsamasına şiddetle karşı çıkıyor.
Tahran'da ekonomik durum her geçen gün kötüleşirken, halk anlaşmanın getireceği ekonomik rahatlamayı umut ediyor. Ancak daha önceki vaatlerin tutulmaması, Trump döneminde anlaşmanın tek taraflı feshedilmesi ve ABD'nin ''maksimum baskı'' politikası, güveni zedelemiş durumda. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, ''Müzakerede ciddiyiz ancak tecrübelerimiz bize temkinli olmayı öğretti'' açıklamasını yaparken, ABD'li mevkidaşı Antony Blinken ise ''Anlaşma masada, ancak İran'ın bölgesel istikrarsızlık yaratan faaliyetleri endişe verici'' dedi.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez ülkeleri ve İsrail'in endişeleri
Anlaşmanın bölgesel yansımaları da en az iç dinamikler kadar önemli. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer silah elde etmesinden çekindikleri için anlaşmayı destekliyor, ancak İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla nüfuzunu artırmasından endişe ediyor. İsrail ise anlaşmaya açıkça karşı çıkıyor; Başbakan Naftali Bennett, ''Tehlikeli bir anlaşma, İran'ın nükleer altyapısını koruyarak ona meşruiyet kazandıracak'' ifadelerini kullandı. Avrupa Birliği arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde, Rusya ve Çin de İran'ın yanında yer alarak ABD'nin tek taraflı yaptırımlarına karşı çıkıyor. Anlaşma sağlanırsa, İran'ın ham petrol ihracatının günde 1.5 milyon varile çıkması ve küresel petrol fiyatlarında düşüş bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasında varılacak bir nükleer anlaşma, Türkiye için hem ekonomik hem de güvenlik boyutlarıyla kritik önem taşıyor. Anlaşma sonrası İran'ın enerji ihracatının artması, Türkiye'nin doğalgaz ve petrol ithalatında alternatif kaynak çeşitliliği sağlayabilir. Ayrıca İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesi, iki ülke arasındaki ticaret hacmini olumlu etkileyebilir. Güvenlik açısından ise, İran'ın nükleer programının uluslararası denetime girmesi, bölgede bir silahlanma yarışını önlemesi açısından Ankara tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Ancak anlaşmanın kalıcı olmaması durumunda, Orta Doğu'da yeniden tırmanma riski, Türkiye'nin Suriye ve Irak politikalarını doğrudan etkileyebilir.