İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, İran'ın ABD ile yürütülen müzakerelere artık güvenmediğini açıkladı. Pezeşkiyan, Katar ve Pakistan'ın Tahran'ın mesajlarını ABD'ye ilettiğini belirterek, doğrudan görüşmelerin yerini dolaylı kanalların aldığını ifade etti. Bu açıklama, İran'ın nükleer programı ve bölgesel gerilimler konusunda Washington ile yürütülen diplomatik sürecin tıkandığını gösteriyor.
Müzakerelerde Güven Bunalımı
Pezeşkiyan'ın sözleri, İran ile ABD arasındaki ilişkilerin son yıllardaki inişli çıkışlı seyrini yansıtıyor. 2015 yılında imzalanan ve İran'ın nükleer programını sınırlandırmayı amaçlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan çekilmesiyle büyük darbe aldı. Ardından Washington'ın yeniden uygulamaya koyduğu yaptırımlar, İran ekonomisini ciddi şekilde sarstı. Tahran, anlaşmanın diğer taraflarıyla (Çin, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere) müzakereleri sürdürse de, ABD'nin yokluğunda somut bir ilerleme sağlanamadı.
2021'de Viyana'da başlayan dolaylı görüşmeler de sonuçsuz kaldı. İran, yaptırımların tamamen kaldırılmasını talep ederken, ABD yalnızca nükleer programla ilgili adımlar karşılığında kısmi yaptırım hafifletmesi önerdi. Bu süreçte İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ileri seviyeye taşıması, Batı'nın endişelerini artırdı. Pezeşkiyan'ın "artık güvenmiyoruz" ifadesi, bu başarısız deneyimlerin bir sonucu olarak okunmalı.
İran'ın Katar ve Pakistan üzerinden mesaj iletmesi, bölgesel aktörlerin arabuluculuk rolünü güçlendirdiğini gösteriyor. Katar, hem ABD hem de İran ile iyi ilişkilere sahip ender ülkelerden biri. Pakistan ise İran ile uzun süredir devam eden sınır komşuluğu ve kültürel bağları nedeniyle doğal bir kanal işlevi görüyor. Ancak bu dolaylı iletişim, doğrudan müzakere masasının yerini alamıyor ve kalıcı bir anlaşma için yeterli görünmüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın ABD ile müzakerelere olan güvenini yitirmesi, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer programını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve olası bir askeri müdahale seçeneğini masada tutuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise İran'ın nükleer kapasitesini dengelemek için kendi programlarını geliştirmeyi düşünebilir. Bu durum, bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Öte yandan, İran'ın Rusya ve Çin ile yakınlaşması, ABD'nin bölgedeki etkisini azaltıyor. Tahran, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üye olmuş ve 2023'te Suudi Arabistan ile Çin'in arabuluculuğunda diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmişti. Bu gelişmeler, İran'ın ABD'ye olan bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası. Aynı zamanda, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumun endişeleri sürüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin askeri bir boyut taşıyıp taşımadığına dair soru işaretlerini yanıtlayamıyor.
ABD yönetimi ise İran ile diplomatik bir çözüm konusunda istekli görünse de, Tahran'ın sert tutumu karşısında seçenekleri sınırlı. Başkan Joe Biden yönetimi, Orta Doğu'da gerilimi düşürmek ve nükleer bir krizi önlemek istiyor. Ancak İran'ın güven kaybı ve bölgesel müttefiklerin baskısı, Washington'ın elini zayıflatıyor. Yakın zamanda İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırıları ve Husi isyancılarının Kızıldeniz'deki eylemleri, bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki güven bunalımı, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, hem İran hem de ABD ile karmaşık ilişkilere sahip. Enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan Türkiye, aynı zamanda NATO üyesi olarak Washington ile müttefiklik bağlarını sürdürüyor. İran'ın nükleer programındaki belirsizlik, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarında önemli bir yer tutuyor. Olası bir nükleer silahlanma yarışı, bölgede istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'yi de doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, İran'a uygulanan yaptırımlar, Türk şirketlerinin İran ile ticaretini zorlaştırıyor. Türkiye, diplomatik kanalları açık tutarak hem İran hem de ABD ile diyaloğunu sürdürmeye çalışıyor. Bu denge, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak konumunu koruması için kritik önemde.