İran müzakere heyeti başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Batı Asya'daki savaşı sona erdiren İslamabad mutabakatının ABD'nin bölgedeki yenilgisinin bir ilanı olduğunu belirtti. Galibaf, Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, anlaşmanın baskı ve zorlama sonucu değil, cesur İran ulusunun direnişi ve otoritesinin bir ürünü olduğunu vurguladı. Bu açıklama, İran'ın bölgesel nüfuzunu pekiştirdiği bir dönemde geldi.
İslamabad Mutabakatı'nın Arka Planı
İslamabad mutabakatı, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, bölgesel güçlerin katılımıyla gerçekleşen müzakereler sonucunda imzalandı. Anlaşma, Batı Asya'daki çatışmaların durdurulmasını, ateşkesin sağlanmasını ve insani yardım koridorlarının açılmasını öngörüyor. İran, anlaşmanın garantör ülkelerinden biri olurken, ABD'nin müzakere sürecinde doğrudan yer almadığı ancak dolaylı olarak etkili olduğu belirtiliyor. Galibaf, anlaşmanın ABD'nin bölgede askeri ve diplomatik olarak zayıfladığını gösterdiğini savundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu mutabakat, Ortadoğu'da güç dengelerini yeniden şekillendirebilir. İran'ın bölgesel etkisi artarken, ABD'nin müttefikleri olan Suudi Arabistan ve İsrail endişeli. Uzmanlar, anlaşmanın İran'ın nükleer programı ve Yemen'deki Husilerle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor. Küresel ölçekte ise, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Rusya ve Çin ise anlaşmayı bölgesel istikrar adına olumlu karşıladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Batı Asya'da istikrarı destekleyen bir ülke olarak bu anlaşmayı yakından takip ediyor. Anlaşma, Türkiye'nin güney sınırlarındaki güvenlik tehditlerini azaltabilir ve enerji koridorları üzerindeki etkisini artırabilir. Ancak İran'ın artan nüfuzu, Türkiye'nin Kafkaslar ve Orta Asya'daki çıkarlarıyla çelişebilir. Ankara, bölgesel dengeleri korumak için hem ABD hem de İran ile diyaloğunu sürdürmek zorunda kalacak. Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarında yeni değerlendirmeler yapmasını gerektirebilir.