İran'da otomobil fiyatlarındaki astronomik artış, halkın satın alma gücünü yok ederek ülkedeki geçim krizini daha da derinleştiriyor. Son yıllarda yüzde 40'ı aşan resmi enflasyon, yerli üretim araçların fiyatlarını milyarlarca tümene çıkarırken, ortalama bir işçinin maaşıyla araba almak hayal haline geldi. Bazı devlet yetkilileri ve devlet medyası, otomotiv sektörünü açıkça 'mafya' sistemi olarak tanımlayarak yolsuzluk ve tekelleşmeye dikkat çekiyor.
Arka Plan: Yaptırımlar, Kötü Yönetim ve Tekelleşme
İran otomotiv sektörü, yıllardır uluslararası yaptırımlar, devlet kontrolü ve zayıf rekabet nedeniyle kronik sorunlarla boğuşuyor. Ülkenin en büyük iki üreticisi İran Khodro ve Saipa, pazarın büyük bölümünü elinde tutuyor. Ancak bu şirketler, kalitesiz araçları yüksek fiyatlarla satmakla ve tüketiciyi sömürmekle suçlanıyor. Devlet medyası bile zaman zaman bu şirketlerin 'mafya benzeri' yapılanmalar olduğunu yazıyor. 2018'de ABD'nin yaptırımları yeniden uygulamasıyla ithalat kapıları neredeyse tamamen kapandı, yerli üretim ise teknoloji ve parça eksikliği nedeniyle durma noktasına geldi. Sonuç: arz azaldı, fiyatlar fırladı.
İran İstatistik Merkezi'nin verilerine göre, otomobil fiyatları son bir yılda ortalama yüzde 50 arttı. Örneğin, yerli üretim bir Peugeot 207i'nin fiyatı 500 milyon tümeni (yaklaşık 1.200 dolar) aşmış durumda. Oysa asgari ücretli bir işçi ayda sadece 50-60 milyon tümen kazanıyor. Bu da bir arabanın 10 yıllık maaşa denk geldiği anlamına geliyor. Halk, sosyal medyada 'araba almak istiyorsanız aç kalmayı göze alın' gibi esprilerle tepkisini gösteriyor.
Hükümet, zaman zaman fiyat kontrolü ve ithalat serbestisi vaatleriyle durumu yatıştırmaya çalışsa da, otomotiv lobisinin siyasi nüfuzu reformları engelliyor. İran Meclisi'nde yapılan tartışmalarda, bazı milletvekilleri otomotiv sektörünün 'devlet içinde devlet' olduğunu ve rüşvet ağlarının ekonomiye zarar verdiğini dile getiriyor. Ancak somut bir adım atılamıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'daki geçim krizi, sadece ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda rejimin meşruiyetini sarsan bir faktör. 2017 ve 2019'daki kitlesel protestoların arkasında ekonomik sıkıntılar yatıyordu. Bugün de benzer bir öfke birikiyor. Ülke nüfusunun yarısına yakını yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Gıda, ilaç ve kira gibi temel ihtiyaçlardaki fahiş artışlar, halkın öfkesini artırıyor.
Küresel ölçekte ise İran, yaptırımlar nedeniyle uluslararası ticaret sisteminden dışlanmış durumda. Çin ve Rusya ile sınırlı iş birliği, otomotiv gibi sektörlerde rekabeti ve teknoloji transferini engelliyor. İran, otomotiv ihracatını artırmayı hedeflese de, kalite ve standart sorunları nedeniyle komşu ülkelerde bile tercih edilmiyor. Irak, Azerbaycan gibi pazarlarda dahi Çin, Kore ve Avrupa markalarıyla rekabet edemiyor. Bu da İran'ın ekonomik izolasyonunu derinleştiriyor.
Öte yandan, İran halkının araba sahibi olamaması, sosyal hayatı da olumsuz etkiliyor. Özellikle büyük şehirlerde toplu taşıma yetersiz ve pahalı. İnsanlar işe gitmek, çocuklarını okula götürmek için araç bulmakta zorlanıyor. Bu durum, yaşam kalitesini düşürerek beyin göçünü hızlandırıyor.
Uzmanlar, İran'ın otomotiv sektöründeki yapısal sorunların çözülmeden genel ekonomik krizin hafiflemeyeceğini belirtiyor. Şeffaflık, rekabet ve yolsuzlukla mücadele olmadan fiyatların düşmeyeceği vurgulanıyor. Ancak mevcut siyasi yapıda bu tür reformların önü kapalı görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz ve otomotiv sektöründeki tekelleşme, Türkiye için hem bir uyarı hem de fırsat niteliği taşıyor. Uyarı, çünkü benzer yapısal sorunlar (yüksek enflasyon, tekelleşme, yolsuzluk) Türkiye'de de zaman zaman gündeme geliyor; ancak Türkiye'nin görece açık ekonomisi ve rekabetçi piyasası bu riski sınırlıyor. Fırsat ise, İran'ın izolasyonu nedeniyle Türk otomotiv ve yan sanayi ürünlerinin bölgede alternatif olarak öne çıkabilmesi. Ancak İran'a yönelik uluslararası yaptırımlar ve ticaret engelleri, bu potansiyelin hayata geçmesini zorlaştırıyor. Ayrıca İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin doğu sınırında güvenlik risklerini artırabilir. Türkiye, İran halkının refahı ve bölgesel istikrar için diplomasi ve ticaret kanallarını açık tutmaya özen göstermeli.