İran'ın anti-emperyalist söylemi, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana Tahran'ın dış politikasının merkezinde yer alıyor. Ancak bu ideoloji, ülkeye ekonomik refah, uluslararası itibar veya bölgesel istikrar getirmedi. Aksine, İran'ı küresel sistemden izole eden, yaptırımlarla boğuşan ve halkının yaşam standartlarını düşüren bir çıkmaza sürükledi. Anti-emperyalizm, İran'ın Batı'ya karşı direnişini meşrulaştırırken, aynı zamanda ülkenin kendi halkının taleplerine kulak tıkamasına ve bölgesel yayılmacılık için bir kılıf olarak kullanılmasına yol açtı.
Anti-Emperyalist İdeolojinin Tarihsel Arka Planı
İran'ın anti-emperyalizmi, 1953'te CIA ve MI6'nın desteklediği darbeyle Başbakan Muhammed Musaddık'ın devrilmesi ve Şah Rıza Pehlevi'nin mutlak monarşisinin tesis edilmesine dayanır. Bu travma, devrimci rejimin Batı'ya duyduğu güvensizliğin temelini oluşturdu. 1979 devriminden sonra Humeyni, ABD'yi "Büyük Şeytan" ilan ederek anti-emperyalizmi rejimin kurucu ideolojisi haline getirdi. Ancak bu söylem, pratikte İran'ın kendi emperyal hırslarını gizlemesine yaradı: Lübnan'da Hizbullah, Suriye'de Esad rejimi, Irak'ta Şii milisler ve Yemen'de Husi hareketi üzerinden kurulan nüfuz ağı, Tahran'ın bölgesel hegemonya kurma çabasının araçları oldu. İran, "emperyalizm karşıtlığı" adı altında kendi etki alanını genişletti.
Ekonomik açıdan ise anti-emperyalist politika, İran'ı küresel finans sisteminden dışladı. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koyması, İran ekonomisini derinden sarstı. Petrol ihracatı günde 2,5 milyon varilden 200 bin varile kadar geriledi. Enflasyon %50'yi aştı, İran riyali tarihi düşük seviyelere indi. Halkın alım gücü eridi, işsizlik arttı. Anti-emperyalist söylem, bu ekonomik çöküşü "dış düşmanlara" bağlayarak rejimin sorumluluktan kaçmasına hizmet etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İzolasyon ve Etkisizlik
İran'ın anti-emperyalist duruşu, ona ne yeni müttefikler ne de kalıcı güvenlik sağladı. Aksine, Suudi Arabistan ve İsrail ile olan gerilimleri körükledi. Suriye iç savaşında Esad'a verilen destek, İran'ı savaş suçlarıyla ilişkilendirdi. Yemen'de Husi isyancılara yapılan yardım, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdi. 2020'de Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, İran'ın bölgesel nüfuzunun ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Öte yandan, anti-emperyalist söylem, İran'ın uluslararası kurumlarda etkili olmasını engelledi. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmayan İran, kararların alınmasında söz sahibi olamadı. Nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımlar, ülkenin bilimsel ve teknolojik gelişimini de sekteye uğrattı.
Dahası, anti-emperyalizm, İran halkının demokratik taleplerinin bastırılmasında bir araç olarak kullanıldı. 2009 Yeşil Hareket, 2017-2018 protestoları ve 2022'de Mahsa Emini'nin ölümüyle patlak veren gösteriler, rejimin "dış mihraklar" suçlamasıyla şiddetle bastırıldı. Oysa bu protestolar, ekonomic sıkıntılar ve özgürlük taleplerinden kaynaklanıyordu. Rejim, anti-emperyalist söylemi kullanarak muhalefeti itibarsızlaştırdı ve meşruiyetini korumaya çalıştı.
Küresel düzeyde ise İran'ın anti-emperyalizmi, kendisine sempati duyan sol çevrelerde bile etkisini yitirdi. Batılı aydınlar, İran'ın bölgesel politikalarını emperyal olarak nitelendiriyor. İran'ın Rusya ve Çin ile yakınlaşması da anti-emperyalist söylemle çelişiyor; zira bu ülkeler de kendi nüfuz alanlarını genişletme peşinde. İran, bir taraftan ABD'ye karşı direnirken, diğer taraftan Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne katılarak ekonomik bağımlılığını artırıyor. Bu durum, anti-emperyalizmin ne kadar samimiyetsiz olduğunu gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın anti-emperyalist politikası, Türkiye için hem fırsat hem de risk oluşturuyor. Türkiye, İran ile ticari ilişkilerini sürdürmek istese de ABD yaptırımları nedeniyle zorlanıyor. Öte yandan, İran'ın bölgesel yayılmacılığı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki çıkarlarıyla çatışabiliyor. Irak ve Suriye'deki Şii milisler, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Ancak Türkiye, İran ile diyalog kanallarını açık tutarak bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. İran'ın izolasyonu, Türkiye'nin enerji koridoru olma hedefine zarar veriyor. Bu nedenle Türkiye, İran'ın uluslararası sisteme entegrasyonunu desteklemeli, ancak insan hakları ve bölgesel barış konusunda taviz vermemeli.