Donald Trump'ın İran nükleer anlaşmasından çekilme kararı, ABD iç siyasetinde derin bir çatlağa yol açarken, Amerikalı tüketiciler artan enerji ve temel mal fiyatlarıyla karşı karşıya kaldı. Anlaşmanın sona ermesiyle birlikte, Cumhuriyetçi Parti içinde anlaşmaya destek veren ve karşı çıkan kanatlar arasındaki gerilim tırmanırken, Başkan Trump'ın zafer olarak sunduğu bu hamlenin ekonomik maliyeti giderek daha belirgin hale geliyor. Uzmanlar, bu durumun Trump'ın 2020 seçim kampanyasını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.
Anlaşmanın Çöküşü ve İç Siyasetteki Yansımaları
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/JCPOA), İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Trump, anlaşmayı 'tarihin en kötü anlaşması' olarak nitelendirerek Mayıs 2018'de çekildi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Bu karar, ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle arasını açarken, Kongre'deki Cumhuriyetçiler arasında da bölünmeye neden oldu. Anlaşmayı destekleyen bazı Cumhuriyetçi senatörler, Trump'ın stratejisinin İran'ı daha agresif hale getirdiğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunuyor. Öte yandan, anlaşma karşıtı kanat ise Trump'ın yaptırımlarının İran ekonomisini çökerttiğini ve Tahran'ı müzakere masasına zorladığını iddia ediyor. Ancak son aylarda İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve uluslararası atom enerji ajansı denetçilerini kısıtlaması, anlaşmanın tamamen çöktüğünü gösteriyor.
Ekonomik cephede ise Trump'ın yaptırım politikası, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı. İran'ın petrol ihracatının büyük ölçüde düşmesi, diğer üreticilerin üretim artışıyla kısmen telafi edilse de, ABD'de benzin fiyatları yükseldi. Ayrıca, İran'la ticaret yapan Avrupalı ve Asyalı şirketlere uygulanan ikincil yaptırımlar, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara neden oldu. Amerikalı tüketiciler, elektronikten otomotive kadar birçok üründe fiyat artışıyla karşılaşırken, 'zafer' olarak sunulan bu politikanın net bir başarı öyküsü yok.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın anlaşmadan çekilmesi, Ortadoğu'da İran ile ABD arasındaki gerilimi tırmandırdı. Basra Körfezi'nde yaşanan tanker saldırıları, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik drone ve füze saldırıları, İran'ın nükleer programında ilerleme kaydetmesi, bölgesel bir çatışma riskini artırdı. Avrupa Birliği, anlaşmayı korumak için INSTEX adlı özel bir ödeme mekanizması kurmaya çalışsa da, ABD yaptırımlarının caydırıcılığı nedeniyle bu girişim sınırlı kaldı. Rusya ve Çin, anlaşmanın ayakta kalması için diplomatik çaba gösterirken, Trump yönetiminin 'maksimum baskı' politikası, İran'ı daha da yalnızlaştırdı. Bu durum, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla askeri faaliyetlerini artırmasına yol açtı. Örneğin, Yemen'deki Husiler, İran yapımı balistik füzelerle Suudi Arabistan'ı hedef alırken, Suriye'de İran destekli milisler İsrail hedeflerine saldırdı. Bölgesel istikrarsızlık, küresel enerji piyasalarında belirsizlik yaratırken, Trump'ın anlaşmadan çekilme kararının nihai sonucu olarak, ne ABD ne de müttefikleri için somut bir güvenlik kazancı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasının korunmasından yana bir tutum sergilemiş, anlaşmanın bölgesel istikrar için önemli olduğunu vurgulamıştı. Trump'ın çekilme kararı, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir kaynak olan İran'dan doğal gaz ve petrol alımını olumsuz etkiledi. ABD yaptırımları nedeniyle Türk şirketleri İran'la ticarette zorluklar yaşarken, iki ülke arasındaki ilişkilerde ek bir gerilim kaynağı oluştu. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta İran'ın artan askeri faaliyetleri, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Ankara, bir yandan İran'la enerji ilişkisini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan ABD ile diplomatik dengeyi korumak zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin alternatif enerji kaynakları arayışını hızlandırabilir ve bölgesel diplomaside daha aktif bir rol üstlenmesini gerektirebilir.