ABD ile İran arasında yeni bir anlaşma ihtimali giderek güçleniyor. Tarafların bir 'mutabakat zaptı' (memorandum of understanding) üzerinde çalıştığı belirtilirken, hem Washington hem de Tahran yönetimleri bu potansiyel anlaşmayı kendi kamuoylarına bir zafer olarak sunma hazırlığı içinde. Diplomatik kaynaklara göre, görüşmelerin odağında İran’ın nükleer programının sınırlandırılması, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel gerginliklerin azaltılması var. Ancak anlaşmanın kapsamı ve detayları henüz netlik kazanmış değil; taraflar arasındaki güvensizlik ve iç siyasi dengeler süreci zorluyor.
Anlaşmanın Arka Planı: Neler Oluyor?
2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/JCPOA), 2018’de ABD’nin tek taraflı çekilmesiyle çökmüştü. O tarihten bu yana İran uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a, hatta bazı raporlara göre yüzde 84’e kadar yükseltti. Tahran ayrıca uluslararası denetimleri kısıtladı ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla jeopolitik nüfuzunu artırdı. Son aylarda ise hem ABD’nin Orta Doğu’daki angajmanını azaltma isteği hem de İran’ın ağır ekonomik yaptırımlar altında bunalan iç durumu, masaya dönüşü hızlandırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, 'müzakere edilmiş bir anlaşmanın diplomasiye verilen önemi göstereceğini' söylerken, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 'herhangi bir anlaşmanın İran’ın kazanımlarını koruması gerektiğini' vurguluyor.
Görüşmelerin temelini oluşturan mutabakat zaptı, bağlayıcı bir anlaşma olmaktan ziyade, tarafların gelecekteki müzakereler için ilkeler üzerinde anlaştığı bir çerçeve belgesi niteliği taşıyor. Buna göre ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini denetlemeye yönelik bazı yaptırımları gevşetmeyi, İran ise zenginleştirme seviyesini yüzde 60’tan aşağı çekmeyi ve IAEA denetçilerine yeniden tam erişim izni vermeyi taahhüt edebilir. Ayrıca, İran’ın bölgesel vekil güçlerine desteğinin kısıtlanması ve insansız hava aracı (İHA) programı gibi konuların da müzakerelerde ele alındığı ifade ediliyor. Ancak bu maddelerin her biri, özellikle İsrail ve Körfez ülkelerinde ciddi endişe yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Reaksiyonlar ve Riskler
Potansiyel anlaşma, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. İsrail, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemeyi temel strateji olarak benimsemiş durumda. Başbakan Binyamin Netanyahu, 'tehlikeli ve zayıf bir anlaşma' uyarısında bulunurken, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları hafifletmesinin Tahran’a bölgede daha fazla manevra alanı sağlayacağını savunuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de benzer endişeler taşıyor; Riyad, anlaşma sürecinin kendi güvenlik kaygılarını dikkate alması gerektiğini belirtiyor. Avrupa Birliği ise masada kalmaya ve süreci desteklemeye çalışıyor; AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ‘diplomatik çözümün tek yol olduğunu’ söyleyerek tarafları uzlaşmaya çağırıyor.
Küresel enerji piyasaları da anlaşma beklentisini fiyatlamaya başladı. İran’ın petrol ihracatındaki potansiyel artış, ham petrol fiyatlarında aşağı yönlü baskı yaratabilir. Ancak yaptırımların tamamen kalkması için daha uzun bir süreç gerekiyor; bu nedenle piyasa etkisinin sınırlı olması bekleniyor. Öte yandan, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkilerinin gerilmesi, İran’ın Moskova’ya askeri destek sağlaması, anlaşmayı daha da karmaşık hale getiriyor. ABD, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini durdurmasını anlaşmanın ön koşulu olarak görmese de, bu konu müzakerelerde önemli bir başlık olarak ele alınıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki olası mutabakat, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve bölgesel politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran’dan doğalgaz ithal eden ve Irak üzerinden İran enerjisine alternatif güzergâhlar geliştirmeyi planlayan bir ülke. Yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin enerji ticaretinde daha esnek hareket etmesine imkân tanıyabilir. Ancak Türkiye, İran’ın bölgesel nüfuzuna ve özellikle Suriye ile Irak’taki vekil güçlerine yönelik endişelerini de koruyor. Ankara, anlaşma sürecinin kendi güvenlik çıkarlarını zedelemeden ilerlemesini isterken, aynı zamanda ABD ile İran arasındaki restin bölgesel dengeyi bozmaması için diplomatik girişimlerini sürdürebilir. Özetle, bu anlaşma Türkiye’nin enerji politikasına fırsatlar sunarken, bölgesel güç dengeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme.