ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından İran Devrim Muhafızları, Basra Körfezi'ndeki üç müttefik Arap ülkesinde bulunan ABD askeri üslerine insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenledi. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran tarafından fırlatılan neredeyse tüm İHA'ların Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn semalarında imha edildiğini duyurdu. Saldırılarda herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı bildirilirken, bu olay bölgedeki tansiyonu yeni bir zirveye taşıdı.
Arka plan: Trump'ın Tahran'a yenilenen saldırıları
Trump yönetimi, son haftalarda İran'ın nükleer programına ve bölgesel milis ağlarına yönelik hava operasyonlarını artırmıştı. 4 Nisan'da ABD, İran'ın İsfahan kentindeki bir nükleer tesisine ve devrim muhafızlarına ait lojistik merkezlere saldırı düzenledi. Pentagon, bu saldırıların İran'ın balistik füze kabiliyetini zayıflatmayı ve Yemen'deki Husiler ile Suriye'deki milis gruplara sağladığı askeri desteği kesmeyi amaçladığını açıkladı. Ancak İran yönetimi, ABD'nin bu saldırılarını 'savaş ilanı' olarak nitelendirerek karşılık sözü vermişti.
ABD'nin söz konusu hava harekâtı, İran'ın nükleer anlaşma müzakerelerine yanaşmaması ve Rusya ile askeri iş birliğini derinleştirmesi nedeniyle başlatıldı. Trump, Tahran yönetimini 'nükleer silah geliştirmekle' suçlarken, İran bu iddiaları reddediyor. Gözlemciler, ABD'nin baskı stratejisinin İran'ı müzakere masasına çekmeyi hedeflediğini ancak aksine karşılıklı saldırıları tetiklediğini belirtiyor.
Bölgesel boyut: Körfez ülkeleri ateş hattında
İran'ın misilleme saldırıları, ABD'nin Körfez'deki askeri varlığına yönelik doğrudan bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor. Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn'de konuşlu ABD üsleri, İran tarafından sık sık 'işgalci güçlerin ileri karakolları' olarak tanımlanıyor. Bahreyn'deki ABD Donanması Beşinci Filosu Komutanlığı, Kuveyt'teki Camp Arifcan ve Ürdün'deki Hava Kuvvetleri üsleri, İran sınırlarına nispeten yakın konumda.
İran'ın bu saldırıları, bölge ülkeleri üzerinde büyük bir endişe yarattı. Ürdün Kralı II. Abdullah, tarafsızlık çağrısı yaparken, Kuveyt ve Bahreyn yönetimleri ABD ile İran arasında sıkışmış durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise ihtiyatlı bir tutum sergileyerek kendi hava savunmalarını güçlendirdi. Uzmanlar, İran'ın bu hamlesiyle ABD'nin bölgedeki müttefiklerini hedef alarak caydırıcılık yaratmayı amaçladığını, ancak aynı zamanda geniş çaplı bir savaş riskini de beraberinde getirdiğini vurguluyor.
Öte yandan İsrail, ABD ile İran arasındaki bu gerilimin yakından takipçisi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 'İran'a karşı mücadelede ABD'nin yanında olduklarını' belirtirken, İran destekli Hizbullah'ın Lübnan'dan İsrail'e yönelik olası bir saldırıya karşı hazırlıklarını artırdı. Yemen'deki Husiler de Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarına hız vererek bölgesel gerginliği derinleştirdi.
Uluslararası tepkiler ve sonuçlar
Birleşmiş Milletler (BM), tarafları itidal çağrısında bulunarak gerilimin düşürülmesi için acil toplantı talebinde bulundu. Rusya ve Çin ise ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını kınayarak Tahran yönetimine destek mesajı verdi. Avrupa Birliği, tansiyonun daha fazla yükselmemesi için arabuluculuk teklif etti ancak Trump yönetimi bu girişime şüpheyle yaklaştı. Küresel piyasalarda petrol fiyatları, Basra Körfezi'ndeki arz kesintisi endişesiyle yüzde 4'ün üzerinde yükseldi. ABD ile İran arasında doğrudan bir çatışma ihtimali, dünya ekonomisi üzerinde büyük bir belirsizlik yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını doğrudan etkileyebilecek bir nitelik taşıyor. Türkiye, İran ve ABD arasında bir denge politikası izlemek zorunda olan ülkelerin başında geliyor. Ankara, bir yandan İran ile sınır güvenliği ve enerji ithalatı konularında iş birliği yaparken, diğer yandan NATO üyesi olarak ABD ile ittifak ilişkisini sürdürüyor. Olası bir İran-ABD savaşı, Türkiye'nin güneydoğu sınırında yeni güvenlik tehditleri oluşturabilir. Ayrıca Irak ve Suriye'deki İran destekli milis grupların hareketlenmesi, Türkiye'nin terörle mücadelesini zorlaştırabilir. Ekonomik olarak ise artan petrol fiyatları, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yukarı çekerek cari açığı büyütebilir. Bu nedenle Türk dış politikası, tansiyonun derhal düşürülmesi için diplomatik çabalarını yoğunlaştırmalıdır.