İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında İsviçre’nin Zürih kentinde iki gün süren ve nükleer program ile bölgesel gerilimlerin ele alındığı kritik görüşmeler sona erdi. Görüşmelerde, Tahran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılması masaya yatırılırken, uzmanlar özellikle Lübnan’daki çatışmalar ve Hizbullah faktörü nedeniyle kalıcı bir anlaşmaya varılmasının zor olacağı uyarısında bulunuyor.
Görüşmelerin arka planı ve kilit başlıklar
Görüşmeler, Avrupa Birliği’nin arabuluculuğunda, nükleer anlaşmanın (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – JCPOA) yeniden canlandırılması amacıyla yapıldı. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin 2018’de anlaşmadan çekilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60’a, hatta yüzde 84’e kadar yükselttiğini açıklamıştı. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90’lık seviyeye oldukça yakın. Görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri, İran’ın zenginleştirme faaliyetlerini yüzde 3,67’ye düşürmesi ve tüm yaptırımların kaldırılmasıydı. Ancak İran, özellikle petrol ihracatına yönelik yaptırımların kalkmaması durumunda herhangi bir adım atmayacağını vurguladı. ABD ise İran’ın nükleer faaliyetlerinin tamamen şeffaf hale getirilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimlerine yeniden tam uyum sağlanmasında ısrar ediyor.
Görüşmelerde bir diğer kritik konu, İran’ın bölgesel müttefikleri oldu. ABD delegasyonu, İran’ın Yemen’deki Husiler, Suriye’deki rejim güçleri ve Lübnan’daki Hizbullah’a verdiği desteğin sonlandırılmasını talep etti. Özellikle Lübnan’da devam eden siyasi kriz ve Hizbullah’ın İsrail sınırındaki faaliyetleri, anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Uzmanlara göre, Lübnan’daki istikrarsızlık ve Hizbullah’ın rolü, İran ile ABD arasında güven inşasını zorlaştırıyor. İran, Hizbullah’ı meşru bir direniş hareketi olarak tanımlarken, ABD onu terör örgütü listesinde tutuyor. Bu temel uyuşmazlık, nükleer konusunda ilerleme kaydedilse dahi kapsamlı bir anlaşmayı geciktirebilir. Ayrıca, İsrail’in anlaşmaya karşı sert tutumu ve olası bir askeri müdahale senaryosu, görüşmelerin üzerinde bir gölge olarak duruyor. Körfez ülkeleri ise İran’ın nükleer programının bölgede silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD’den kendi güvenliklerini garanti altına alacak somut adımlar bekliyor. Avrupa Birliği ise İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımların hafifletilmesi durumunda küresel enerji fiyatlarına olumlu yansıyacağını hesaplıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD görüşmeleri, Türkiye’nin enerji politikası ve bölgesel güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, doğalgazının önemli bir kısmını İran’dan ithal ediyor; yaptırımların hafiflemesi halinde enerji maliyetlerinin düşmesi bekleniyor. Ayrıca, İran’ın nükleer programının kontrol altına alınması, Ortadoğu’da bir silahlanma yarışını önleyerek Türkiye’nin güvenliğine katkı sağlayabilir. Ancak Lübnan ve Irak’taki İran nüfuzunun korunması, Türkiye’nin bu ülkelerdeki çıkarlarıyla çelişebilir. Ankara, Tahran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürmekle birlikte, İran’ın bölgesel yayılmacılığına karşı temkinli bir denge politikası izliyor. Görüşmelerin başarısızlığı durumunda, olası bir krizin Türkiye’ye sığınmacı akışı veya sınır güvenliği sorunları yaratabileceği de değerlendiriliyor.