Irak, ABD ile İran arasındaki güç mücadelesinin ortasında, ülkedeki milis gruplarını silahsızlandırma ve kontrol etme konusunda büyük zorluklarla karşı karşıya. Bağdat yönetimi, özellikle İran destekli milislerin etkisini kırmak için çaba sarf ederken, bu grupların siyasi ve askeri gücü, ülkenin istikrarını tehdit etmeye devam ediyor. Son aylarda artan gerilim, Irak'ın egemenliğini zayıflatırken, bölgesel dengeleri de olumsuz etkiliyor.
Gelişmenin arka planı
İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin 10 Ağustos'ta Bağdat'a yaptığı ziyaret, bu gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi. Kaani, ziyaretlerini genellikle önceden duyurmuyor; aniden ortaya çıkıyor, görüşmesi gerekenlerle görüşüyor ve çoğu Iraklı onun orada olduğunu fark etmeden ayrılıyor. Bu ziyaretinde de durum farklı olmadı. Kaani'nin varlığı, Irak'taki İran destekli milis gruplarının (Haşdi Şabi olarak bilinen Şii milis güçleri) liderleriyle koordinasyon toplantıları yaptığı ve ABD ile yaşanan son krizlerde izlenecek stratejiyi belirlediği yönünde yorumlandı.
Irak hükümeti, bu tür ziyaretlerin ülkenin egemenliğini ihlal ettiğini ve iç işlerine müdahale anlamına geldiğini düşünüyor. Ancak, güvenlik güçleri üzerindeki kontrolünün sınırlı olması ve milislerin devlet yapısına nüfuz etmiş olması, Bağdat'ın elini kolunu bağlıyor. Milis grupları, IŞİD ile mücadelede önemli roller üstlendikten sonra siyasi arenada da güç kazandı; birçoğu parlamentoda temsil ediliyor ve devlet kaynaklarından pay alıyor.
ABD ise Irak'taki milislerin İran'ın bölgesel nüfuzunu artırdığını ve ABD askerlerine yönelik saldırıların arkasında bu grupların olduğunu belirtiyor. Washington, Bağdat yönetimine bu grupları kontrol altına alması için baskı yapıyor. Ancak Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, hem ABD hem de İran ile denge kurmaya çalışırken, milisleri silahsızlandırma girişimleri defalarca başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durum, Irak'ın iç siyasetini daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD ile İran arasındaki gerilim, Irak'ı bir çatışma alanına dönüştürmüş durumda. Ocak 2020'de ABD'nin Bağdat'ta İranlı Komutan Kasım Süleymani'yi öldürmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. O tarihten bu yana, İran destekli milisler ABD askerlerine ve diplomatik tesislere yönelik saldırılarını sürdürüyor. Buna karşılık ABD, son yıllarda Irak'taki askeri varlığını azaltmış olsa da, ülkedeki askeri danışmanların güvenliği hâlâ tartışma konusu.
Öte yandan, İran, Irak'taki nüfuzunu korumak için milisleri bir koz olarak kullanıyor. Tahran, bu gruplar aracılığıyla Irak'ın siyasi ve ekonomik kararlarını etkilemeye devam ediyor. Bu durum, sadece ABD ile İran arasındaki rekabeti değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki güç dengesini de etkiliyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, İran'ın Irak üzerinden bölgesel nüfuzunu genişletmesinden endişe duyuyor.
Irak'ın istikrarsızlığı, petrol fiyatlarından göç hareketlerine kadar küresel ölçekte yansımalar yaratıyor. Ülke, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip ve bu kaynakların güvenliği, küresel enerji piyasaları için kritik öneme sahip. Ayrıca, Irak'taki güvenlik sorunları, bölgede terör örgütlerinin yeniden güç kazanmasına zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Irak'taki istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyen bir faktördür. PKK'nın Irak'ın kuzeyindeki varlığı ve bu bölgede oluşan güç boşluğu, Türkiye için terör tehdidini artırmaktadır. Ayrıca, İran destekli milislerin Irak siyasetindeki etkisi, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarıyla çelişebilir. Ankara, Bağdat'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklerken, milislerin Türkmen bölgelerindeki nüfuzunu da yakından takip etmektedir. Türkiye, Irak ile ekonomik iş birliğini geliştirme hedefi çerçevesinde, istikrarlı bir Irak'ın bölgesel barış için kritik olduğunu savunmaktadır.