Sosyal medya platformları, özellikle Instagram, kullanıcıların başkalarının acılarını izleme biçimini kökten değiştirdi. Gece 03.00'te telefona bakarken fark ettim ki, kaydırma hareketimizle bir felaketin görüntülerini izlemek, beğeni butonuna basmak ve hikaye paylaşmak, artık gerçek bir yardım etme eylemi gibi hissettiriyor. Ancak bu eylemlerin ne kadarının gerçekten faydalı olduğu, ne kadarının ise sadece dijital bir tüketim biçimi olduğu ciddi bir tartışma konusu. Bu yazıda, Instagram'ın empati ve yardım algımızı nasıl manipüle ettiğini, dijital aktivizmin sınırlarını ve bu durumun toplumsal etkilerini ele alıyoruz.
Dijital Empati Tüketimi
Instagram, kullanıcılarına dünyanın dört bir yanındaki acıları anlık olarak gösterme kapasitesine sahip. Savaş mağdurları, doğal afetler, toplumsal olaylar... Hepsi birer görsel hikaye olarak karşımıza çıkıyor. Bu içerikleri izlerken hissettiğimiz üzüntü, adeta bir terapi seansı gibi geliyor. Ancak araştırmacılar, bu tür izlemenin beynimizde 'acı hazcılığı' olarak bilinen bir durum yarattığını, yani başkalarının acısından zevk alma eğilimini ortaya çıkarabildiğini belirtiyor. Bir beğeni ya da kalp simgesi, acı çeken insanlarla aramızda bir bağ kurduğumuz yanılsamasını pekiştiriyor. Oysa bu bağlantı, çoğu zaman ekranın diğer tarafındaki gerçek ihtiyaçları karşılamaktan uzak. Sosyal medya, acının görünürlüğünü artırarak, kullanıcılarına 'bir şey yapıyor olma' hissi veriyor, ama aslında çoğu zaman eyleme geçme isteğimizi köreltiyor.
Küresel Boyut: Dijital Aktivizmin Sınırları
Instagram, toplumsal olaylarda bir farkındalık aracı olarak işlev görüyor. Örneğin, Filistin'de yaşananlara dair paylaşımlar, dünya genelinde milyonlarca insana ulaşarak kamuoyu oluşturmayı başarıyor. Bu, dijital aktivizmin gücü olarak görülebilir. Ancak uzmanlar, bu tür paylaşımların 'slacktivism' (tembel aktivizm) olarak adlandırılan bir eylemlilik biçimi yarattığını vurguluyor; insanlar, bir paylaşım yaparak ya da bir hikaye paylaşarak gerçek bir değişim yaratabileceklerini düşünüyorlar. Oysa gerçek yardım, zaman, para ve emek gerektirir. Örneğin, bir mülteci kampına bağış yapmak, bir imza kampanyası başlatmak ya da bir STK'da gönüllü olmak gibi. Instagram'ın algoritması, duygusal içerikleri ön plana çıkararak kullanıcıları etkileşime teşvik ediyor; ancak bu etkileşimin somut bir faydaya dönüşüp dönüşmediği tartışılıyor. Ayrıca, dijital platformlar üzerinden yürütülen insani yardım kampanyalarının şeffaflığı ve hesap verebilirliği de sorgulanıyor. Bu nedenle, dijital aktivizmin gerçek dünyadaki etkisini ölçmek oldukça güç.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, insani yardım alanında aktif bir ülke olarak öne çıkıyor. Hem Suriye'deki iç savaş hem de Doğu Akdeniz'deki enerji krizleri, Türk dış politikasını etkileyen önemli konular. Bu bağlamda, sosyal medya platformlarında yürütülen yardım kampanyaları, Türk kamuoyunun duyarlılığını artırabilir; ancak bu kampanyaların etkinliği, devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının koordineli çalışmasına bağlı. Türkiye'nin, dijital aktivizmin sunduğu imkanları, ulusal çıkarlar ve insani yardım ilkeleri doğrultusunda değerlendirmesi gerekiyor.