İngiltere'de su şirketlerinin, endüstriyel ve ticari atık suları, birçok kimyasal kirleticiyi arıtamayan kanalizasyon tesislerinde işleyerek geçen yıl 340 milyon sterlinden (yaklaşık 430 milyon dolar) fazla gelir elde ettiği ortaya çıktı. Exclusive etiketiyle yayımlanan habere göre, bu uygulama, kamuoyunda 'kara kutu' olarak adlandırılan ve şeffaflıktan uzak bir ticaret modelini gözler önüne seriyor. Çevreciler, düzenleyiciler ve milletvekilleri, su şirketlerinin kâr hırsıyla çevreyi ve halk sağlığını riske attığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Nasıl Çalışıyor?
İngiltere'de su ve kanalizasyon hizmetleri, özelleştirilmiş bölgesel tekeller tarafından yürütülüyor. Bu şirketler, evsel atık suyun yanı sıra endüstriyel ve ticari tesislerden gelen atık suyu da arıtma tesislerinde işliyor. Ancak birçok arıtma tesisi, ağır metaller, çözücüler, pestisitler ve farmasötik kalıntılar gibi karmaşık kimyasalları etkin şekilde gideremiyor. Şirketler, bu tür atık suyu kabul ederek ton başına ücret alıyor. Geçen yıl elde edilen 340 milyon sterlinlik gelir, bu ticaretin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Çevre kuruluşları, bu uygulamanın nehirlerde ve denizlerde ciddi kirliliğe yol açtığını savunuyor. Örneğin, 2023'te yayımlanan resmi verilere göre, İngiltere'deki nehirlerin sadece %14'ü 'iyi ekolojik durum'da. Su şirketleri ise düzenleyici kurum Ofwat'ın belirlediği standartlara uyduklarını, ancak altyapı yatırımlarının yetersiz olduğunu öne sürüyor. Muhalefet partileri, hükümeti denetimleri sıkılaştırmaya çağırıyor. Çevre, Gıda ve Köyişleri Bakanlığı (Defra) sözcüsü, "Atık su ticaretinin çevresel etkilerini yakından izliyoruz; gerekli düzenlemeleri yapmaktan çekinmeyiz" açıklamasında bulundu.
Uzmanlar, bu ticaretin 'kara kutu' olarak nitelendirilmesinin nedenini, şirketlerin hangi endüstriden ne kadar atık kabul ettiğini ve bunun çevresel etkisini kamuoyuyla paylaşmaması olarak açıklıyor. Örneğin, bir su şirketi, bir kimya fabrikasından gelen atık suyu arıtma tesisine kabul ediyor, ancak bu suyun içindeki kirleticilerin ne kadarının giderildiği bilinmiyor. Bu belirsizlik, hem çevre hem de halk sağlığı açısından risk oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Özelleştirmenin Bedeli
İngiltere'de su endüstrisinin 1989'da özelleştirilmesinden bu yana, şirketler kârlarını artırmak için atık su arıtma kapasitesini genişletmek yerine, daha fazla atık kabul ederek gelir elde etmeyi tercih etti. Bu durum, altyapı yatırımlarının ihmal edilmesine ve kanalizasyon taşmalarının artmasına neden oldu. 2023'te İngiltere'de 3,6 milyon saatten fazla kanalizasyon taşması kaydedildi. Avrupa Birliği'nde ise Su Çerçeve Direktifi, üye ülkeleri su kaynaklarını korumaya zorluyor; ancak Brexit sonrası İngiltere, AB mevzuatından bağımsız hareket ediyor.
Küresel ölçekte, suyun metalaştırılması tartışmaları sürüyor. Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar, su hizmetlerinin özel sektöre devredilmesini desteklerken, sivil toplum kuruluşları bunun eşitsizliği artırdığını savunuyor. İngiltere'deki bu son skandal, özelleştirmenin çevresel ve sosyal maliyetini gözler önüne seriyor. Özellikle iklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık ve sel riskleri, su yönetimini daha da kritik hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de su hizmetleri büyük ölçüde belediyeler tarafından yürütülüyor; ancak son yıllarda kamu-özel iş birliği modelleriyle bazı tesisler özel sektöre devredildi. İngiltere'deki 'kara kutu' atık su ticareti, Türkiye için bir uyarı niteliğinde. Endüstriyel atık suyun denetimsiz şekilde arıtma tesislerine boşaltılması, Türkiye'de de Marmara ve diğer su havzalarında ciddi kirliliğe yol açabilir. Türkiye'nin AB'ye uyum sürecinde çevre mevzuatını sıkılaştırması, su yönetiminde şeffaflığı artırması ve özelleştirmelerde çevresel standartları önceliklendirmesi gerekiyor. Ayrıca, sınır aşan sular bağlamında komşu ülkelerle iş birliği, atık su yönetimini daha da önemli kılıyor.