İngiltere'de finans sektörü, hükümetin kamu maliyesindeki açığı kapatmak için bankalara yönelik vergileri artırma planlarıyla karşı karşıya. Maliye Bakanı Jeremy Hunt, bütçe açığını kapatmak ve kamu hizmetlerini finanse etmek için ek kaynak arayışında. Bankalar, bu durumun sektör üzerindeki etkilerini değerlendirirken, uzmanlar ek vergilerin Londra'nın küresel finans merkezi konumunu zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.
Vergi Artışının Arka Planı
İngiltere ekonomisi, Kovid-19 salgını sonrası toparlanma sürecinde yüksek enflasyon ve artan kamu borcuyla mücadele ediyor. Hükümet, sağlık, eğitim ve altyapı gibi kritik alanlarda artan harcama baskısıyla karşı karşıya. Maliye Bakanı Jeremy Hunt, geçtiğimiz sonbahar açıklamasında, mali disiplini sağlamak için vergi artışlarının kaçınılmaz olduğunu belirtmişti. Şimdi ise finans sektörüne yönelik ek vergiler masada. İngiltere'de bankalar halihazırda yüzde 25 kurumlar vergisinin yanı sıra banka bilançolarına uygulanan ek bir vergi ödüyor. Bu vergi, 2011'de banka bilanço vergisi olarak getirilmiş, 2016'da yeniden düzenlenmişti. Şu anda bankalar, 25 milyar sterlinin üzerindeki bilançoları için yüzde 0,1 oranında yıllık vergi ödüyor. Hükümetin bu oranı artırmayı veya yeni bir vergi kalemi eklemeyi düşündüğü belirtiliyor.
Finans sektörü temsilcileri, ek vergilerin bankaların kredi verme kapasitesini azaltabileceğini ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. İngiltere Bankalar Birliği (UK Finance) sözcüsü, "Bankalar, salgın sırasında ve sonrasında ekonomiye destek olmak için önemli rol üstlendi. Ek vergiler, bu desteği sürdürme yeteneğimizi kısıtlayabilir" dedi. Öte yandan, hükümet yetkilileri, finans sektörünün salgın döneminde önemli karlar elde ettiğini ve bu karlardan daha fazla pay alınmasının adil olduğunu düşünüyor. Hazine, bankaların 2022'de toplamda 50 milyar sterlinin üzerinde kar açıkladığını hatırlatıyor.
Uzmanlar, ek vergilerin Londra'nın küresel finans merkezi olarak rekabet gücünü etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Oxford Economics analisti Sarah Johnson, "Londra, New York ve Singapur gibi merkezlerle rekabet ediyor. Vergi yükünün artması, uluslararası bankaların operasyonlarını başka yerlere taşımasına yol açabilir" dedi. Benzer şekilde, düşünce kuruluşu Centre for Policy Studies, ek vergilerin finans sektöründen elde edilen geliri uzun vadede azaltabileceğini savunuyor. Ancak hükümet, vergi artışının bütçe açığını kapatmada önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Maliye Bakanlığı sözcüsü, "Kamu maliyesini sürdürülebilir kılmak için zor kararlar almak zorundayız. Finans sektörü, ekonomimizin önemli bir parçası ve adil katkı sağlamalı" açıklamasında bulundu.
Küresel ve Bölgesel Boyut
İngiltere'deki vergi tartışması, küresel olarak finans sektörünün vergilendirilmesi konusundaki artan ilgiyle paralellik gösteriyor. OECD bünyesinde yürütülen ve 140'tan fazla ülkenin katıldığı küresel asgari kurumlar vergisi anlaşması, çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesinde yeni bir çerçeve oluşturdu. İngiltere, bu anlaşmanın uygulanmasında öncü ülkelerden biri. Ayrıca AB, dijital hizmet vergisi gibi araçlarla teknoloji devlerinden daha fazla pay almayı hedefliyor. İngiltere'nin finans sektörüne yönelik ek vergi planları, bu küresel eğilimin bir parçası olarak görülebilir. Ancak, Brexit sonrası dönemde Londra'nın AB ile finansal hizmetlerde erişiminin sınırlı olması, sektörün rekabet gücünü zaten zorluyor. Ek vergiler, bu zorlukları daha da artırabilir.
Finans sektörü, İngiltere ekonomisinin en önemli bileşenlerinden biri. Ülke GSYH'sinin yaklaşık yüzde 7'sini oluşturan sektör, 1 milyondan fazla kişiye istihdam sağlıyor ve vergi gelirlerinin önemli bir kısmını karşılıyor. Bu nedenle, bankalara yönelik vergi artışları, sadece sektörü değil, genel ekonomiyi de etkileyebilir. Hükümetin, vergi artışı ile sektörün rekabet gücü arasında denge kurması gerekiyor. Önümüzdeki bütçe açıklamasında bu konunun netleşmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin finans sektörüne yönelik ek vergi tartışması, küresel finans merkezleri arasındaki rekabeti etkileyebilecek nitelikte. Türkiye, son yıllarda İstanbul'u uluslararası bir finans merkezi haline getirme hedefi doğrultusunda adımlar atıyor. İngiltere'deki vergi artışı, uluslararası bankaların Londra'daki operasyonlarını gözden geçirmesine yol açarsa, İstanbul gibi merkezler için fırsat doğabilir. Ancak Türkiye'nin finansal altyapısı ve vergi rejimi, bu fırsatı değerlendirmek için yeterli olmayabilir. Ayrıca, küresel asgari kurumlar vergisi anlaşması, Türkiye'nin de dahil olduğu bir çerçeve sunuyor. Türkiye, finans sektörünü vergilendirirken bu uluslararası gelişmeleri dikkate almalı. İngiltere'deki tartışma, vergi politikalarının ekonomik büyüme ve rekabet gücü üzerindeki etkilerini göstermesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.