Al Jazeera'nın yaptığı bir araştırmaya göre, İngiltere hükümeti, yasadışı İsrail yerleşimleriyle bağlantılı 17 şirkete toplam 2,1 milyar sterlin değerinde kamu sözleşmesi verdi. Bu şirketler, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı olarak katılıyor. İngiltere'nin kendi yasal çerçevesi ve uluslararası hukuk, bu tür yerleşimleri yasadışı tanımlarken, kamu kaynaklarının bu şirketlere aktarılması ciddi bir çelişki oluşturuyor.
Yerleşim Bağlantılı Şirketler ve İngiltere'nin Tutumu
Al Jazeera'nın elde ettiği belgelere göre, bu 17 şirket arasında inşaat, teknoloji, güvenlik ve altyapı sektörlerinde faaliyet gösteren firmalar bulunuyor. Bu şirketler, Batı Şeria'daki yerleşim birimlerinin inşasında, genişletilmesinde veya bu yerleşimlere hizmet sağlanmasında rol alıyor. İngiltere'nin kamu ihalelerine katılan bu firmalar, aynı zamanda İngiliz vergi mükelleflerinin parasını alıyor.
Uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklarda yerleşim yeri inşa etmek ve bu yerleşimleri desteklemek yasadışı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği topraklardaki yerleşimlerini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor. İngiltere de bu karara imza atan ülkeler arasında. Ancak buna rağmen, İngiliz hükümeti, yerleşim faaliyetlerine karışan şirketlerle sözleşme yapmaya devam ediyor.
İngiltere'nin bu tutumu, 2020'de açıklanan ve işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren şirketlere yönelik kılavuz ilkelerle de çelişiyor. O dönemde İngiliz hükümeti, bu tür şirketlerle iş yapmanın risklerine dair uyarılarda bulunmuştu. Ancak mevcut durum, bu uyarıların pratikte pek de dikkate alınmadığını gösteriyor.
Uluslararası Hukuk ve Siyasi Sonuçları
Bu haber, İngiltere'nin Orta Doğu politikasındaki ikilemi gözler önüne seriyor. Bir yandan İngiltere, İsrail ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan uluslararası hukuka uygunluk konusunda yetersiz kalıyor. Yerleşim karşıtı söylemler, eyleme dökülmediği sürece inandırıcılığını yitiriyor. Bu durum, İngiltere'nin uluslararası alandaki itibarını da zedeliyor.
Öte yandan, Filistin yanlısı gruplar ve insan hakları örgütleri, İngiltere'nin bu şirketlerle olan ilişkisini uzun süredir eleştiriyor. Kampanyacılar, kamu ihalelerinde yerleşim bağlantılı şirketlerin dışlanması için yasal düzenlemeler yapılması çağrısında bulunuyor. Ancak İngiliz hükümeti, şu ana kadar bu yönde somut bir adım atmış değil.
Al Jazeera'nın araştırması, aynı zamanda diğer Avrupa ülkelerinin de benzer şekilde bu şirketlerle iş yaptığını ortaya koyuyor. Avrupa Birliği'nin 2019'da yayımladığı bir rapor, üye ülkelerin yerleşim bağlantılı şirketlerle olan ticari ilişkilerini gözler önüne sermişti. İngiltere'nin Brexit sonrası dönemde bağımsız hareket etme eğilimi, bu tür sözleşmelerin denetimini daha da zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır destekleyen ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası platformlarda sürekli gündeme getiren bir ülke. İngiltere'nin yerleşim bağlantılı şirketlerle milyarlarca sterlinlik sözleşme yapması, Türkiye'nin uluslararası hukuk vurgusunu güçlendiriyor. Bu durum, Türkiye'nin BM ve diğer platformlarda İsrail'in yasadışı yerleşimlerine karşı yürüttüğü diplomasiye somut bir kanıt sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin savunma sanayii ve inşaat sektöründeki şirketleri, benzer uluslararası ihalelerde etik dışı kabul edilen bu tür bağlantılardan kaçınarak küresel itibarını koruyabilir. Türkiye, bu tür uygulamaları eleştirerek Batılı müttefikleri nezdinde Filistin konusundaki tutarlılığını pekiştirebilir.