İngiltere'de üniversite eğitiminin maliyeti giderek artarken, öğrencilerin mezuniyet sonrası taşıdığı borç yükü de rekor seviyelere ulaştı. Son verilere göre, bir öğrenci üniversiteden ortalama 47.700 sterlin (yaklaşık 1,7 milyon TL) borçla ayrılıyor. Bu rakam, son on yılda harç ücretlerinin üç katına çıkması ve yaşam maliyetlerindeki artışla birlikte önemli bir tartışma konusu haline geldi. Peki, bu kadar yüksek bir borca rağmen üniversite diploması hâlâ yatırıma değer mi?
Artan harçlar ve yaşam maliyetleri
İngiltere'de lisans eğitimi için yıllık harç ücreti 9.250 sterlin olarak belirlenmiş durumda. Bu ücret, 2012'de 3.000 sterlinden 9.000 sterline yükseltilmiş, 2017'de ise enflasyonla birlikte 9.250 sterline çıkarılmıştı. Bunun yanı sıra, konaklama, yemek, ulaşım ve ders materyalleri gibi yaşam giderleri de son yıllarda ciddi oranda arttı. Hükümetin sağladığı krediler, öğrencilerin tüm masraflarını karşılamakta yetersiz kalıyor. Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatlarının yükselmesi, öğrencileri ek işlere yönlendiriyor. Ancak bu durum akademik başarıyı olumsuz etkileyebiliyor.
Diplomanın getirisi tartışmalı
Bir üniversite diplomasının iş piyasasında sağladığı avantaj, bölümden bölüme büyük farklılık gösteriyor. Tıp, hukuk, mühendislik gibi alanlardan mezun olanlar yüksek maaşlarla iş bulurken, sosyal bilimler veya sanat alanlarındaki mezunlar daha düşük gelirle karşılaşabiliyor. Ortalama olarak, üniversite mezunları lise mezunlarına göre daha yüksek kazanıyor. Ancak bu farkın, katlanılan borcu karşılayıp karşılamadığı sorgulanıyor. Uzmanlar, bazı mezunların 30'lu yaşlarına kadar borçlarını ödeyemediğini belirtiyor. Kredi sistemi gereği, mezunlar yıllık gelirleri 27.295 sterlinin üzerine çıktığında geri ödemeye başlıyor. Düşük gelirli mezunlar ise hiç ödeme yapmadan borcun 30 yıl sonra silinmesini bekleyebiliyor. Bu durum, aslında bir tür lisansüstü vergisi olarak da yorumlanıyor.
Küresel bir eğilim
İngiltere'deki bu tablo, dünyanın birçok ülkesinde benzer tartışmaları yansıtıyor. ABD'de öğrenci borçları toplamda 1,7 trilyon doları aşmış durumda ve bu, ekonomik bir kriz olarak nitelendiriliyor. Avrupa'da ise Almanya ve İsveç gibi ülkeler ücretsiz veya düşük harçlı eğitim modellerini sürdürüyor. İngiltere'nin yüksek harç politikası, eğitimin bir kamusal hizmet mi yoksa kişisel bir yatırım mı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Özellikle pandemi sonrası dijitalleşme ve uzaktan eğitim seçeneklerinin artması, geleneksel üniversite modelinin geleceğini sorgulatıyor. Bazı gençler, doğrudan iş hayatına atılmayı veya alternatif eğitim programlarını tercih ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'deki yükseköğretim tartışmalarıyla doğrudan bağlantılı. Türkiye'de de vakıf üniversitelerinin harçları ve artan yaşam maliyetleri benzer bir borç yükü yaratıyor. Ayrıca, İngiltere'deki kredi geri ödeme modeli, Türkiye'deki KYK borçları veya yurt dışında eğitim alan öğrencilerin karşılaştığı finansal zorluklar açısından dersler barındırıyor. Küresel ölçekte üniversite eğitiminin getirisinin sorgulanması, Türk öğrencilerin yurt dışı eğitim tercihlerini etkileyebilir. Türkiye'nin nitelikli iş gücü hedefleri doğrultusunda, eğitim maliyetlerinin düşürülmesi ve istihdam odaklı programların artırılması önem kazanıyor. Aksi halde, yüksek borç yükü altında ezilen bir genç nüfusun ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla karşılaşmak mümkün.