ABD Başkanı Donald Trump'ın İngiltere'ye uyguladığı gümrük tarifeleri fiilen değişmemiş olsa da, diğer ülkelerin elde ettiği daha iyi ticaret anlaşmaları, Birleşik Krallık'ın küresel ticaretteki konumunu zayıflatıyor. Ekonomi editörümüz Faisal Islam'ın analizine göre, İngiltere'nin Trump yönetimiyle yaptığı ticaret anlaşması artık dünya standartlarında bir başarı olmaktan çıkmış durumda. Bu gelişme, İngiltere'nin Brexit sonrası ticaret stratejisini ve küresel ekonomik ittifaklarını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin İngiltere'ye uyguladığı gümrük tarifeleri, özellikle çelik ve alüminyum gibi sektörlerdeki ek tarifeler hariç, büyük ölçüde değişmedi. Ancak, ABD'nin diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalar veya uyguladığı muafiyetler, İngiltere'nin rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. Örneğin, bazı Asya ve Avrupa ülkeleri, ABD ile ticarette daha avantajlı koşullar elde ederek ihracatlarını artırırken, İngiltere'nin ihracatı bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bu durum, İngiltere'nin ABD ile serbest ticaret anlaşması beklentilerini de gölgeliyor.
İngiltere, Brexit sonrası ABD ile kapsamlı bir ticaret anlaşması yapmayı umuyordu. Ancak Trump yönetiminin 2025 yılında uygulamaya koyduğu 'karşılıklı tarife' politikaları, birçok ülkeyi hedef aldı. İngiltere de bu politikaların dışında kalamadı. Başlangıçta yapılan anlaşmalar, İngiltere'nin bazı sektörlerdeki tarifelerinin düşürülmesini sağlasa da, diğer ülkelerin elde ettiği muafiyet ve düşük tarife oranları, İngiltere'nin göreceli dezavantajına yol açtı.
Ekonomistler, İngiltere'nin dünya ticaretindeki payının azalmasının, ülkenin büyüme potansiyelini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörlerinde faaliyet gösteren İngiliz firmaları, artan maliyetler ve azalan rekabet gücü nedeniyle zorluklarla karşı karşıya. Bu durum, işsizlik oranlarının artmasına ve üretimde daralmaya yol açabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, küresel ticaret dengeleri açısından önemli bir gösterge. ABD'nin izlediği korumacı politikalar, sadece İngiltere'yi değil, birçok ülkeyi etkiliyor. Ancak İngiltere'nin ABD ile özel bir ilişkiye sahip olması, bu durumun daha dikkat çekici olmasına neden oluyor. İngiltere'nin 'özel ilişki' olarak adlandırılan ABD ile yakın bağları, ticaret anlaşmalarında avantaj sağlaması beklenirken, şu an için bu avantajın tam olarak kullanılamadığı görülüyor.
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, ABD ile yaşadıkları ticaret anlaşmazlıklarına rağmen, bazı sektörlerde muafiyetler elde edebilmişlerdir. Bu muafiyetler, AB ülkelerinin ihracatını koruyor ve İngiltere'nin AB ülkeleriyle rekabetini zorlaştırıyor. Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi yükselen ekonomiler, ABD ile ticaret müzakerelerinde farklı stratejiler izleyerek, kendi pazarlarını koruma altına almaya çalışıyorlar.
İngiltere'nin bu durumda atabileceği adımlar arasında, ABD ile daha kapsamlı bir anlaşma için yeniden müzakere masasına oturmak veya diğer ticaret ortaklarıyla (örneğin Asya-Pasifik bölgesi) yeni anlaşmalar yapmak yer alıyor. Ayrıca, İngiltere'nin uluslararası ticaretteki rolünü güçlendirmek için Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi platformlarda daha aktif bir politika izlemesi gerektiği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin küresel ticaret stratejisi açısından önemli ipuçları barındırıyor. ABD'nin korumacı politikaları karşısında, ticaret ortaklarının ve anlaşmaların çeşitlendirilmesi kritik önem taşıyor. Türkiye, ABD ile ticaretinde benzer zorluklarla karşılaşabilir; bu nedenle, ABD ile yapıcı diyalog ve müzakere mekanizmalarının sürdürülmesi gerekiyor. Ayrıca, İngiltere'nin yaşadığı deneyim, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve yeni ticaret anlaşmaları yapma çabalarında dikkate alınabilir. İngiltere'nin karşılaştığı zorluklar, Türkiye'nin ticaret politikalarını şekillendirirken hem fırsat hem risk analizi yapmasını gerekli kılıyor.