İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın (Home Office) yayımladığı resmi bir değerlendirmeye göre, sığınma ve vize başvurularını sıkılaştıran yeni insan hakları yasaları kapsamında reddedilecek başvuru sahiplerinin yarısından fazlasının ülkede kalmaya devam edeceği öngörülüyor. Hükümetin, aile bağlarına dayalı insan hakları rotasını daraltmayı hedefleyen düzenlemesiyle birlikte 11 bin 700 ek başvurunun daha reddedileceği tahmin ediliyor. Ancak Bakanlık, bu kişilerin büyük bir kısmının ‘sınırdışı edilemezlik’ veya ‘başka yasal yollar’ gibi nedenlerle İngiltere’de ikamet etmeye devam edeceğini belirtiyor. Bu durum, hükümetin göç ve sığınma politikalarındaki katı söylemine rağmen, uygulamada karşılaştığı zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sıkılaştırılan yasalar ve beklenen etkisi
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak liderliğindeki Muhafazakar Parti hükümeti, ‘yasadışı göçü durdurma’ vaadiyle 2023 yılında Ulusal Güvenlik Yasası’nı kabul etmişti. Bu yasa kapsamında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesi olan ‘özel ve aile hayatına saygı hakkı’ çerçevesinde yapılan başvurular sıkılaştırıldı. Bakanlığın Stratejik ve Politika Başkanlığı tarafından hazırlanan etki değerlendirmesine göre, yeni kurallar yılda yaklaşık 11 bin 700 ek başvurunun reddedilmesine yol açacak. Ancak rapor, bu ek red kararlarının yalnızca yüzde 40’ının (yaklaşık 4 bin 680 kişi) fiilen sınırdışı edilebileceğini, geri kalanların ise çeşitli yasal engeller veya insani gerekçelerle ülkede kalacağını ortaya koyuyor.
Bunun nedenleri arasında, sınırdışı edilemeyecek kişilerin statüsü, başka yasal başvuru yollarının bulunması ve bazı durumlarda kişilerin ortadan kaybolması yer alıyor. Özellikle, aile birleşimi veya insani koruma gibi alternatif yollarla ikamet izni alanlar, ret kararına rağmen İngiltere’de kalmaya devam edebiliyor. Bu durum, hükümetin ‘göçü azaltma’ hedefiyle sıkılaştırdığı yasaların pratikte sınırlı bir etki yaratacağını gösteriyor.
İnsan hakları örgütleri, bu tür sıkılaştırmaların gerçekte göçü engellemekten çok, sığınmacıları düzensiz statüye ittiğini ve toplumsal entegrasyonu zorlaştırdığını ifade ediyor. Refugee Action (Mülteci Eylemi) gibi kuruluşlar, yeni kuralların özellikle aile birleşimi hakkını hedef alarak insani sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere’nin bu hamlesi, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı söylemle paralellik gösteriyor. Benzer şekilde, Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkeler de sığınma prosedürlerini sıkılaştırma eğiliminde. Ancak bu politikaların etkinliği, insan hakları normları ve uluslararası hukukla sınırlı kalıyor. AİHS’nin 8. maddesi gibi hükümler, devletlerin tasarruf alanını daraltıyor ve bireysel başvuruların mahkemelerce değerlendirilmesini mümkün kılıyor. Küresel ölçekte ise çatışma, iklim değişikliği ve ekonomik eşitsizlikler nedeniyle göç hareketleri artarken, gelişmiş ülkelerin sıkılaştırma politikaları, göçmenlerin daha riskli yolları tercih etmesine yol açıyor. İngiltere’nin Ruanda ile yaptığı sığınmacı anlaşması gibi tartışmalı uygulamalar da bu bağlamda değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere’nin sığınma yasalarını sıkılaştırması, doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir gelişme olmasa da, küresel göç politikalarındaki katılaşma eğiliminin bir yansımasıdır. Türkiye, halihazırda Suriye başta olmak üzere bölgesel krizlerden kaçan milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yaparken, Avrupa ülkelerinin sığınma prosedürlerini daraltması, Türkiye üzerindeki göç baskısını dolaylı olarak artırabilir. Öte yandan, İngiltere’nin insan hakları temelli başvuruları sınırlaması, Türk vatandaşlarının aile birleşimi gibi yollarla İngiltere’ye göçünü de zorlaştırabilir. Bu gelişme, Türkiye’nin AB ile göç anlaşması ve uluslararası koruma rejimi çerçevesindeki konumunu yeniden değerlendirme ihtiyacını ortaya koymaktadır.