İngiltere, 2016 referandumuyla başlayan ve 2020'de tamamlanan Brexit sürecinin ardından, Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılışın getirdiği ekonomik ve ticari zorluklarla boğuşurken, Londra yönetiminin sessiz sedasız bir şekilde Brüksel'le yeniden yakınlaşma arayışına girdiği görülüyor. İşçi Partisi liderliğindeki yeni hükümetin, Brexit'in sert kırmızı çizgilerini esneterek AB ile anlamlı bir yakınlaşma sağlaması bekleniyor. Bu stratejik yön değişimi, İngiltere'nin küresel ticaretteki konumunu güçlendirme ve iç ekonomideki durgunluğu aşma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Brexit sonrası ekonomik tablo: Beklentiler karşılanmadı
Brexit'in yürürlüğe girmesinin üzerinden geçen sürede, İngiltere ekonomisi birçok alanda tahminlerin altında performans sergiledi. Ticaret engelleri, tedarik zinciri sorunları ve iş gücü kıtlığı, özellikle imalat ve tarım sektörlerinde ciddi sıkıntılara yol açtı. Ülkenin AB'ye ihracatı, Brexit öncesine kıyasla yüzde 15-20 oranında azalırken, doğrudan yabancı yatırımlar da belirgin bir düşüş gösterdi. Resmi verilere göre, İngiltere ekonomisi 2023 yılında yüzde 0,1 büyürken, Euro Bölgesi ortalaması yüzde 0,4 olarak gerçekleşti. Enflasyon ise yüksek seyretmeye devam ediyor. Bu ekonomik tablo, hem Muhafazakar Parti'nin hem de İşçi Partisi'nin Brexit politikalarını yeniden değerlendirmesine neden oldu.
İşçi Partisi lideri Keir Starmer, seçim kampanyası boyunca Brexit'i geri getirmeyeceklerini ancak mevcut anlaşmayı iyileştireceklerini vurguladı. Seçimlerden zaferle çıkan Starmer hükümeti, şimdi bu sözünü yerine getirme aşamasında. Parti yetkilileri, AB ile ticari engellerin azaltılması ve gümrük prosedürlerinin basitleştirilmesi konusunda müzakerelere başlamayı hedefliyor. Ancak bu, teoride ve pratikte bir dizi kırmızı çizginin esnetilmesini gerektiriyor. Özellikle AB'nin serbest dolaşım kurallarına uyum, Avrupa Adalet Divanı'nın yetkisinin tanınması gibi konularda İngiliz hükümetinin adım atması bekleniyor.
Brüksel'den temkinli adımlar: AB'nin şartları masada
AB tarafı ise olası bir yakınlaşmaya temkinli yaklaşıyor. Brüksel, Brexit sürecinde edindiği deneyimlerle, İngiltere ile herhangi bir yeni düzenlemenin AB'nin kendi kurallarını zayıflatmaması gerektiğini net bir şekilde ifade ediyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İngiltere ile ilişkilerin geliştirilmesine açık olduklarını ancak bunun 'seçici' bir yaklaşımla değil, AB'nin temel ilkelerine saygı çerçevesinde olması gerektiğini vurguluyor. Özellikle İngiltere'nin AB'nin ortak ticaret politikasına ve düzenleyici çerçevesine tam uyum sağlaması halinde, yeni bir ortaklık modeli mümkün olabilir.
Bu bağlamda, İngiltere'nin tarım ürünlerinden otomotiv sektörüne kadar birçok alanda AB standartlarını kabul etmesi gündemde. Ancak bu, İngiltere'nin bağımsız ticaret politikası yürütme kabiliyetini sınırlayacak. Öte yandan, iki taraf arasında gençlerin serbest dolaşımı ve kültürel değişim programları gibi konularda da ilerleme kaydedilmesi mümkün. Bu adımlar, İngiltere için hem ekonomik hem de diplomatik açıdan önemli kazanımlar sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin AB ile yeniden yakınlaşması, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu ve ticari ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Öncelikle, İngiltere-AB arasında gümrük birliğine benzer bir yapının oluşması, Türkiye'nin İngiltere ile mevcut serbest ticaret anlaşmasının (STA) yeniden müzakere edilmesini gündeme getirebilir. Türkiye, Brexit sonrası İngiltere ile STA imzalamıştı ancak bu anlaşma hizmetler ve tarım gibi kritik sektörleri kapsamıyor. AB ile daha sıkı entegre olan bir İngiltere, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de yeni bir dinamik yaratabilir. Ayrıca, İngiltere'nin Batı ekseninde kalması, Türkiye'nin NATO ve diğer Batı kurumlarındaki angajmanını da dolaylı olarak teşvik edebilir. Ancak Türkiye'nin bu süreçte proaktif bir tutum sergileyerek kendi ticari çıkarlarını koruması gerekecek.