İngiltere'de nehir kenarlarının neredeyse dörtte üçünün halka açık olmadığı açıklandı. Right to Roam (Gezinme Hakkı) kampanyasının yayımladığı verilere göre, ülkedeki nehir kıyılarının yaklaşık yüzde 74'ü halka kapalı durumda. Bu durum, özellikle artan sıcak hava dalgalarıyla birlikte suya erişim hakkının yeniden tartışılmasına yol açtı. Kampanya yürütücüleri, hükümete suya erişim hakkı tanınması için çağrıda bulunuyor.
Gelişmenin arka planı
Right to Roam kampanyası, İngiltere'de kırsal alanlara ve su kenarlarına erişimin kısıtlı olduğunu, bunun da halkın doğayla bağını kopardığını savunuyor. Kampanyacılar, özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte serinlemek için nehirlere erişimin önemine dikkat çekiyor. Verilere göre, İngiltere'deki nehir kıyılarının sadece dörtte biri yürüyüş, yüzme ve dinlenme gibi aktiviteler için kullanılabiliyor. Geri kalan kısımlar ise özel mülkiyet, tarım arazileri veya koruma alanları nedeniyle kapalı.
Kampanya, İskoçya'daki 'herkesin gezinme hakkı' (right to roam) uygulamasına da atıfta bulunuyor. İskoçya'da doğal alanlara geniş bir erişim hakkı tanınırken, İngiltere'de bu hak oldukça sınırlı. Bu durum, özellikle doğa yürüyüşü ve su sporları tutkunları arasında büyük bir eşitsizlik olarak değerlendiriliyor.
Hükümetin açıklamasına göre, nehir kenarlarına erişim konusu mevcut yasalarla düzenleniyor ve bu alanlarda bazı kamu yararına kullanımlar mevcut. Ancak kampanya yürütücüleri, bu düzenlemelerin yetersiz olduğunu ve suya erişim hakkının yasal bir hak olarak tanınması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu konu, yalnızca İngiltere'ye özgü değil; dünya genelinde su kaynaklarına erişim ve halkın doğal alanlara erişimi giderek daha fazla tartışılan bir mesele haline geliyor. İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcak hava dalgaları, insanların nehir kenarları gibi serinletici doğal alanlara olan ihtiyacını artırıyor. Bu durum, özellikle yoğun nüfuslu kentlerde yaşayan insanlar için doğaya erişimin bir hak olduğu fikrini güçlendiriyor.
Avrupa'da bazı ülkeler, yürüyüş ve doğa sporları için geniş bir erişim hakkı tanıyor. Örneğin İsveç'te 'herkesin hakkı' (allemansrätten) ilkesi gereği, özel arazilere bile doğa yürüyüşü ve kamp için sınırlı bir erişim izni veriliyor. İngiltere'deki bu kısıtlı erişim, doğa koruma ile halkın erişimi arasında bir denge kurulması gerektiği tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Kampanya ayrıca, nehir kenarlarının özelleştirilmesinin doğal yaşamı olumsuz etkilediğini ve bu alanların herkese açık olması durumunda çevresel farkındalığın artacağını öne sürüyor. Bu bağlamda, suya erişim hakkının tanınması, hem sosyal hem de çevresel faydalar sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de akarsu kenarları ve doğal alanlara erişim konusu benzer tartışmalara yol açıyor. Özellikle büyük şehirlerde nehir kenarlarının betonlaşması ve özel işletmelere kiralanması, halkın doğal alanlara erişimini kısıtlıyor. Bu gelişme, Türkiye'de de doğa koruma politikaları ve halkın doğaya erişim hakkı konusunda farkındalık yaratabilir. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve herkesin bu kaynaklardan eşit şekilde faydalanması önem taşıyor. Türkiye'nin, Avrupa'daki bazı ülkelerde uygulanan 'herkesin gezinme hakkı' gibi politikaları incelemesi ve kendi koşullarına uygun modeller geliştirmesi, hem çevresel adalet hem de kamu sağlığı açısından faydalı olabilir.