İngiltere Merkez Bankası (BoE), politika faizini yüzde 3,75 seviyesinde sabit tutarak, İran ile olası bir savaşın ekonomik etkilerini izlemeyi tercih etti. Para Politikası Kurulu (MPC) üyeleri, altıya üç oy çokluğuyla faizin değiştirilmemesi yönünde karar aldı. Karar, enflasyonist baskıların azalmaya başladığına dair artan güvenin işareti olarak yorumlandı. Banka, özellikle enerji fiyatlarındaki olası şokların etkisini değerlendirmek için zaman kazanmayı amaçlıyor.
Gelişmenin arka planı
BoE, geçtiğimiz dönemde enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını artırma yoluna gitmiş, ancak son aylarda enflasyonun beklenenden hızlı düşmesiyle birlikte faiz artırımlarına ara vermişti. Yüzde 3,75 seviyesindeki faiz oranı, İngiltere ekonomisinin yavaşlamasına rağmen hâlâ tarihsel olarak yüksek bir seviyede bulunuyor. Ülke ekonomisi, yüksek enerji maliyetleri ve zayıf tüketici güveni nedeniyle durgunluk riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle BoE, faiz indirimine gitmek için daha somut verilerin gelmesini bekliyor.
Para Politikası Kurulu'nda yapılan oylamada, üç üye faiz indirimine gidilmesi yönünde oy kullanırken, altı üye mevcut oranın korunmasından yana tavır koydu. İndirim isteyenlerin, ekonomik aktivitedeki zayıflığın enflasyon üzerindeki etkisinin daha belirgin olduğunu savunduğu bildirildi. Ancak çoğunluk, jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarındaki belirsizliğin, erken bir gevşeme için engel teşkil ettiği görüşünde birleşti.
İran ile olası bir askeri çatışma, petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturarak küresel enflasyonu yeniden alevlendirebilir. Bu durum, İngiltere gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeleri doğrudan etkileyecek bir risk olarak öne çıkıyor. BoE Başkanı Andrew Bailey, kararın ardından yaptığı açıklamada, "Mevcut jeopolitik belirsizlikler, para politikasında aceleci adımlar atılmasını engelliyor" diyerek durumu özetledi.
Bölgesel veya küresel boyut
İngiltere Merkez Bankası'nın bu kararı, küresel merkez bankalarının izlediği politikalarla da yakından ilişkili. ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) de benzer bir şekilde, jeopolitik gelişmelerin yol açtığı belirsizlikler nedeniyle faiz kararlarında temkinli davranıyor. Küresel enerji piyasalarında yaşanabilecek dalgalanmalar, dünya genelinde enflasyonun yeniden yükselmesine neden olabilir. Bu bağlamda BoE'nin faizleri sabit tutması, diğer merkez bankaları için de bir referans noktası oluşturuyor.
Karar, İngiltere'de hükümetin büyüme odaklı politikalarıyla da uyumlu görünüyor. Hazine Bakanı, ekonominin canlandırılması için para politikasının destekleyici olması gerektiğini savunuyor. Ancak enflasyonun hedef olan yüzde 2 seviyesinin oldukça üzerinde, yüzde 5 civarında seyretmesi, merkez bankasının işini zorlaştırıyor. Bu nedenle faiz indirimlerinin ancak 2026'nın ilk çeyreğinde gündeme gelebileceği tahmin ediliyor. Finans piyasaları, yıl sonuna kadar iki kez faiz indirimi beklerken, BoE'nin ihtiyatlı duruşu bu beklentileri öteleyebilir.
İngiltere'nin bu temkinli politikası, küresel ekonomik büyüme üzerinde de etkili olabilir. Sterlin'in değer kazanması, ihracatı olumsuz etkileyebilir ve ülkenin ticaret dengesini bozabilir. Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler açısından İngiltere'nin faiz kararları, sermaye akımları üzerinde belirleyici olabiliyor. Bu nedenle BoE'nin kararı yalnızca İngiltere ekonomisi için değil, küresel finansal istikrar açısından da önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere Merkez Bankası'nın faiz kararı, Türkiye ekonomisi açısından dolaylı ancak önemli sonuçlar doğurabilir. Öncelikle, küresel enerji fiyatlarındaki olası artışlar, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını yükseltebilir ve cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, İngiltere'nin politika faizini sabit tutması, gelişmiş ülkelerdeki para politikalarının yönüne ilişkin bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz politikalarında elini rahatlatabilir. Ancak asıl önemli risk, İran kaynaklı jeopolitik gerilimin enerji maliyetlerini artırması halinde Türkiye'nin yüksek enflasyonla mücadelesinin zorlaşmasıdır. Bu nedenle Türkiye, gelişmeleri yakından izlemelidir.