İngiltere Kilisesi'nin ruhani lideri Canterbury Başpiskoposu Sarah Mullally, İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden on yıllarda yaklaşık 185 bin çocuğun evli olmayan annelerinden zorla alınarak evlat edinilmesinde Kilise'nin oynadığı rol nedeniyle resmi özür diledi. Mullally, söz konusu uygulamanın 'derin bir yara' bıraktığını belirterek, bu travmayı yaşayan ailelerden ve çocuklardan bağışlanma talep etti. Başpiskopos, özür konuşmasını Londra'daki Lambeth Sarayı'nda yaparken, Kilise'nin bu uygulamayla 'sessiz bir suç ortağı' haline geldiğini itiraf etti.
Kilise'nin zorla evlat edinme geçmişi
İngiltere ve Galler genelinde 1945 ile 1970'ler arasında, özellikle Kilise'ye bağlı hayır kurumları ve bakımevleri, evli olmayan anneleri çocuklarından vazgeçmeye zorladı. Annelere çocuklarını bırakmaları için baskı yapılırken, birçok durumda doğumdan hemen sonra bebekler biyolojik annelerinden alındı. Uygulama, dönemin katı ahlaki anlayışı ve 'gayrimeşru' çocukların aileler için utanç kaynağı olduğu düşüncesiyle meşrulaştırıldı. Kilise, bu çocukların 'daha iyi bir gelecek' için evlat verildiğini savunsa da, mağdurlar yıllarca bu travmatik deneyimin psikolojik etkileriyle yaşadı.
Mullally özür konuşmasında, 'Bu uygulama Kilise'nin öğretileriyle tamamen çelişmektedir. Biz sevgi, merhamet ve aile kurumunu korumakla yükümlüyken, burada aileleri parçaladık ve kadınları yalnız bıraktık. Bu, Kilise'nin karanlık bir sayfasıdır' ifadelerini kullandı. Başpiskopos, ayrıca Kilise'nin bu konuda bir soruşturma başlatacağını ve mağdurların tazmin edilmesi için çalışmalar yapılacağını duyurdu. İngiliz hükümeti de 2018'de benzer bir özür dilemiş, ancak Kilise'nin özrü kurumsal bir sorumluluk olarak nitelendirilmişti.
Bölgesel ve küresel boyut
Zorla evlat edinme uygulamaları yalnızca İngiltere'ye özgü değil; benzer skandallar Avustralya, Kanada ve İrlanda gibi ülkelerde de yaşandı. Özellikle Katolik Kilisesi'nin İrlanda'da 20. yüzyıl başlarından itibaren sürdürdüğü 'Magdalene Çamaşırhaneleri' ve zorla evlat edinme vakaları büyük yankı uyandırmıştı. Küresel ölçekte, bu uygulamalar din kurumlarının toplumsal normlar üzerindeki gücünü ve korumasız gruplar üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor. Mullally'nin özrü, diğer kurumların da benzer bir hesap verme sürecine girmesi için bir model oluşturabilir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarının da bu tür geçmiş insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı olması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere Kilisesi'nin bu özrü, Türkiye'de geçmişte yaşanan benzer insan hakları ihlallerine ilişkin tartışmaları akla getirebilir. Doğrudan bir bağ olmasa da, bu gelişme Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının ve insan hakları savunucularının, geçmişte din veya devlet eliyle yapılan haksız uygulamaların gün yüzüne çıkarılması yönündeki çabalarına uluslararası bir referans sağlayabilir. Küresel bağlamda, kurumsal özürler diplomatik ilişkilerde yumuşama sinyali verebilir; ancak Türkiye'nin mevcut dış politika öncelikleri arasında bu konunun özel bir yeri bulunmamaktadır. Özellikle dini kurumların toplumsal sorumluluğu bağlamında, bu haber Türkiye'deki ilgili çevrelerde tartışma yaratabilir.