İngiltere'nin güneyindeki New Forest bölgesinde çıkan ve 10 hektarlık alanı kül eden orman yangını, ülkenin itfaiye teşkilatlarının karşı karşıya olduğu derin sorunları yeniden gündeme getirdi. Yangın, salt bir çevre felaketi olmaktan öte, son yıllarda itfaiyeci sayısındaki ciddi azalma ve giderek artan olay sayısı karşısında zorlanan itfaiye hizmetlerinin içinde bulunduğu kritik durumu gözler önüne serdi. Uzmanlar, bu tabloyu "kaynak yetersizliği ve artan talep arasında sıkışmış bir acil durum sistemi" olarak tanımlıyor.
Gelişmenin Arka Planı: New Forest Yangını ve İtfaiye Teşkilatının Durumu
Geçtiğimiz hafta sonu meydana gelen yangın, Hampshire ve Dorset İtfaiye ve Kurtarma Servisi'ne bağlı ekiplerin uzun süren müdahalesiyle kontrol altına alınabildi. Yangının, bölgedeki kuru otlaklardan hızla yayıldığı, rüzgarın etkisiyle yerleşim yerlerine yaklaştığı bildirildi. Neyse ki can kaybı yaşanmazken, doğal yaşam alanları ile bazı tarım arazileri zarar gördü. Ancak olayın asıl yankısı, itfaiye teşkilatının müdahale kapasitesi üzerine oldu.
Birleşik Krallık'ta itfaiyeci sayısı, 2009'daki mali krizin ardından uygulanan kemer sıkma politikaları ve bütçe kesintileriyle birlikte belirgin bir düşüş gösterdi. Resmi verilere göre, İngiltere genelinde tam zamanlı itfaiyeci sayısı son on beş yılda yaklaşık 11.500 azalarak 31 bine geriledi. Aynı dönemde, yangın ve diğer acil durum çağrılarının sayısı ise yüzde 30'un üzerinde arttı. Özellikle kuraklık ve aşırı sıcakların yaşandığı yaz aylarında orman yangınlarına müdahale, ekiplerin üzerindeki yükü daha da artırıyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan İtfaiye Birliği Genel Sekreteri Riccardo la Torre, durumu "bir zamanlar dünyanın en iyilerinden biri olan itfaiye hizmetlerimiz, artık bıçak sırtında. Personel sayısındaki azalma, müdahale sürelerini uzatıyor ve halkın güvenliğini riske atıyor." sözleriyle özetledi. La Torre, hükümetin acilen ek kaynak sağlaması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim Değişikliği ve Bütçe Politikalarının Kesişimi
New Forest yangını, yalnızca İngiltere'ye özgü bir sorunun parçası değil. İklim değişikliğinin etkisiyle orman yangınları, Akdeniz'den Kuzey Avrupa'ya, hatta İskandinav ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada daha sık ve daha yıkıcı hale geliyor. Geçtiğimiz yıllarda Fransa, İspanya, Yunanistan ve Türkiye'de yaşanan büyük yangınlar, ülkelerin itfaiye ve afet müdahale kapasitelerini zorlamıştı. Bu durum, iklim değişikliğiyle mücadele politikalarının yanı sıra, afet yönetimine ayrılan kaynakların da yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.
İngiltere özelinde ise durum, hükümetin bütçe öncelikleriyle yakından ilişkili. Muhalefet partileri ve sendikalar, Başbakan Rishi Sunak liderliğindeki hükümeti, itfaiye hizmetlerini "göz ardı etmekle" suçluyor. Hükümet ise toplam bütçenin arttığını ancak verimlilik önlemleriyle hizmet kalitesinin korunmaya çalışıldığını savunuyor. Ancak saha raporları, eskiyen ekipmanlar ve bakım maliyetlerindeki artışın, mevcut personelle başa çıkılması giderek güçleşen bir yük oluşturduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, bu durumun yalnızca yangınlarla sınırlı olmadığına, sel, kimyasal sızıntı ve trafik kazaları gibi diğer acil durumlarda da itfaiyenin hayati rolünün aksadığına dikkat çekiyor. Özellikle kırsal bölgelerde istasyon kapatmaları, müdahale sürelerini olumsuz etkiliyor. Bu da kamu güvenliği konusunda ciddi endişeler yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de yaşanan bu tablo, Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Türkiye, özellikle 2021 yılında Akdeniz ve Ege kıyılarında yaşanan ve büyük can ve mal kaybına yol açan orman yangınlarının ardından itfaiye ve orman teşkilatlarının kapasitesini artırmak için önemli adımlar attı. Uçak ve helikopter filolarının güçlendirilmesi, erken uyarı sistemlerinin devreye alınması bu kapsamda öne çıkan gelişmeler. Ancak hızlı kentleşme, iklim değişikliğinin etkileri ve bütçe kısıtları, Türkiye'nin de afet yönetimini sürekli iyileştirmesini zorunlu kılıyor. İngiltere örneği, yalnızca ekipman alımının değil, sürdürülebilir personel politikaları ve kurumsal kapasitenin de en az ilk müdahale gücü kadar önemli olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerini paylaşması ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmesi, hem kendi güvenliği hem de bölgesel dayanıklılık için değerli olacaktır.