Londra merkezli dijital haklar örgütü Open Rights Group (ORG) tarafından yayımlanan bir rapora göre, Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı (Home Office) yapay zeka teknolojilerini neredeyse tam bir gizlilik içinde kullanıyor. Raporda, sığınmacıların yaş tespitinden sınır gözetlemeye kadar birçok kritik görevde yapay zekanın devreye girdiği belirtiliyor. ORG, bu durumun hükümetin göçmenlere yönelik “düşmanca ortam” (hostile environment) politikasını daha da katılaştırdığını savunuyor. Araştırma, yapay zeka uygulamalarının şeffaflıktan uzak bir şekilde yaygınlaştığını ve denetimden kaçırıldığını ortaya koyuyor.
Yapay zeka uygulamalarının perde arkası
Open Rights Group’un raporu, İçişleri Bakanlığı’nın yapay zeka kullanımını kamuoyundan gizlediğini ve bu teknolojilerin göçmenlik süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, yapay zeka destekli sistemler özellikle şu alanlarda kullanılıyor:
- Sığınmacıların yaşını belirleme: Biyometrik veriler ve görüntü işleme teknikleriyle yaş tahmini yapılıyor. Bu uygulama, özellikle refakatsiz çocuk sığınmacıların yetişkin olarak sınıflandırılması riskini taşıyor.
- Sınır gözetleme: Limanlarda ve havaalanlarında yüz tanıma sistemleri ve davranış analizi yazılımları kullanılarak potansiyel “şüpheliler” tespit ediliyor.
- Vize başvurularının ön değerlendirmesi: Başvuru sahiplerinin geçmiş verileri üzerinden risk skorlaması yapılıyor.
- Göçmenlik veri tabanlarının analizi: Büyük veri setleri üzerinden göçmenlerin hareketleri ve profilleri izleniyor.
ORG, bu sistemlerin çoğunun kamuya açık bir düzenleyici çerçeveden yoksun olduğunu, algoritmik kararların nasıl alındığına dair bilgi verilmediğini ve hata paylarının göz ardı edildiğini vurguluyor. Örgüt, İçişleri Bakanlığı’nın yapay zeka kullanımına ilişkin şeffaf bir envanter yayımlamadığını ve bağımsız denetimlere kapılarını kapattığını belirtiyor.
Göçmen karşıtı politikaların dijital ayağı
İngiltere’de 2012’den bu yana uygulanan “düşmanca ortam” politikası, göçmenlerin sağlık, eğitim, barınma ve bankacılık gibi temel hizmetlere erişimini kısıtlamayı amaçlıyor. ORG’a göre yapay zeka, bu politikanın etkisini artırıyor ve göçmenleri daha da savunmasız bırakıyor. Örneğin, yaş tespiti için kullanılan algoritmaların hata oranlarının yüksek olması, çocuk sığınmacıların yetişkin muamelesi görmesine ve sınır dışı edilmesine yol açabiliyor. Benzer şekilde, yüz tanıma sistemlerinin yanlış pozitif sonuçlar üretmesi, masum kişilerin gözaltına alınmasına neden olabiliyor.
Rapor, İçişleri Bakanlığı’nın yapay zeka kullanımına dair herhangi bir etki değerlendirmesi yapmadığını, veri koruma etki analizlerinin eksik olduğunu ve algoritmik kararlara itiraz mekanizmalarının bulunmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca, tedarik edilen yapay zeka sistemlerinin çoğunun özel şirketler tarafından geliştirildiği ve bu şirketlerin ticari sırlar gerekçesiyle algoritmalarını açıklamadığı belirtiliyor. Bu durum, kamu denetimini imkânsız hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere’deki bu gelişme, yapay zekanın kamu hizmetlerinde kullanımına ilişkin küresel bir tartışmanın parçası. Avrupa Birliği, Yapay Zeka Yasası (AI Act) ile yüksek riskli yapay zeka uygulamaları için sıkı kurallar getirirken, İngiltere’nin bu düzenlemelerin dışında kalması dikkat çekiyor. Birleşik Krallık’ta henüz kapsamlı bir yapay zeka yasası bulunmuyor; hükümet, sektör bazlı düzenlemeleri tercih ediyor. Ancak ORG gibi sivil toplum kuruluşları, mevcut yaklaşımın yetersiz olduğunu ve özellikle göçmenlik gibi hassas alanlarda yapay zekanın keyfi kullanımına yol açtığını savunuyor.
Benzer endişeler ABD’de de dile getiriliyor. ABD’de göçmenlik süreçlerinde yapay zeka kullanımı artıyor ve algoritmik önyargılar nedeniyle bazı grupların aleyhine sonuçlar doğurabiliyor. Küresel olarak, yapay zekanın göç yönetiminde kullanımı, insan hakları örgütleri tarafından yakından izleniyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlar, yapay zekanın mülteciler ve göçmenler üzerindeki etkilerine dair rehber ilkeler geliştirme çabasında.
İngiltere’nin “düşmanca ortam” politikası, diğer ülkeler için de bir model oluşturmuş durumda. Avustralya ve Danimarka gibi ülkeler, benzer caydırıcı önlemler alırken yapay zeka destekli sınır kontrolü uygulamalarını genişletiyor. Ancak bu uygulamaların şeffaflıktan uzak olması, demokratik hesap verebilirlik açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda göç yönetiminde dijitalleşmeye hız verdi ve yapay zeka destekli sınır güvenliği sistemlerine yatırım yapıyor. İngiltere’deki gizli yapay zeka kullanımı iddiaları, Türkiye’nin kendi uygulamalarında şeffaflık ve veri koruma standartlarını gözden geçirmesi için bir uyarı niteliğinde. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ve vize serbestisi müzakereleri kapsamında yapay zeka düzenlemelerinde AB standartlarına uyum sağlamak durumunda. Ayrıca, düzensiz göçle mücadelede kullanılan teknolojilerin insan haklarına saygılı olması, Türkiye’nin uluslararası itibarı açısından kritik. İngiltere örneği, göçmen karşıtı politikaların dijital araçlarla nasıl derinleştirilebileceğini gösterirken, Türkiye’nin kendi göç politikalarında denge gözetmesi gerektiğini ortaya koyuyor.