İngiltere ve Fransa, Manş Denizi'ni küçük teknelerle yasa dışı yollardan geçen göçmenlerin iadesini öngören ve bir yıl önce imzalanan anlaşmayı sonlandırdı. İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın çarşamba günü yaptığı açıklamaya göre, anlaşma karşılıklı mutabakatla sona erdirildi. Anlaşma, dönemin İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından geçen yıl, Brexit sonrası ilişkileri yeniden rayına oturtmak amacıyla ve Manş geçişlerini caydırmak için imzalanmıştı. Anlaşma kapsamında, Fransa'ya yasa dışı yollardan gelen ve İngiltere'ye geçmeye çalışan göçmenler ile İngiltere'den Fransa'ya iade edilenler arasında bir denge gözetiliyordu; bu yüzden "bir giren, bir çıkan" olarak anılıyordu. Anlaşmanın sona ermesi, iki ülke arasında göç yönetimi konusunda yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanıyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve İşleyişi
Geçtiğimiz yıl imzalanan anlaşma, İngiltere'nin Brexit sonrası Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden düzenleme çabalarının bir parçasıydı. Keir Starmer hükümeti, Fransa ile işbirliğini güçlendirerek Manş Denizi'ndeki küçük tekne geçişlerini azaltmayı hedefliyordu. Anlaşma, Fransa'nın kıyılarında yakalanan ve İngiltere'ye geçmeye çalışan göçmenlerin İngiltere'ye iade edilmesini, karşılığında İngiltere'nin de Fransa'ya iade ettiği göçmenlerin sayısının denk olmasını sağlıyordu. Böylece her iki ülke de sistemin adil olduğunu savunuyordu. Uygulamada, anlaşma kapsamında kaç göçmenin iade edildiğine dair net veriler açıklanmadı, ancak İngiliz yetkililer anlaşmanın caydırıcı etkisi olduğunu öne sürüyordu.
Ancak anlaşma, insan hakları örgütleri ve muhalefet partileri tarafından eleştiriliyordu. Göçmenlerin sığınma başvuruları değerlendirilmeden iade edilmesinin uluslararası hukuka aykırı olabileceği belirtiliyordu. Fransa'da da bazı siyasetçiler, anlaşmanın Fransa'ya ek yük getirdiğini ve İngiltere'nin sorumluluktan kaçtığını savunuyordu. Anlaşmanın sona ermesi, bu eleştirilerin bir sonucu olarak da görülebilir.
İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, anlaşmanın "karşılıklı anlayış çerçevesinde" sonlandırıldığı ve iki ülkenin göç konusunda işbirliğini sürdüreceği belirtildi. Bakanlık, yeni bir mekanizma üzerinde çalışıldığı sinyalini verdi ancak ayrıntı paylaşmadı. Fransa tarafından henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Manş Denizi, dünyanın en yoğun göç rotalarından biri haline geldi. 2023'te 30 binden fazla kişi küçük teknelerle İngiltere'ye ulaşmaya çalıştı; bu sayı 2022'ye göre bir miktar azalsa da hala yüksek. Göçmenler genellikle savaş, zulüm ve yoksulluktan kaçarak Avrupa'ya geliyor; İngiltere'yi hedef almalarının nedeni ise dil, aile bağları ve ekonomik fırsatlar. İngiltere hükümeti, göçmenleri Ruanda'ya gönderme planı gibi sert önlemlerle caydırmaya çalışıyor ancak bu politikalar yargı engelleriyle karşılaşıyor.
Anlaşmanın sona ermesi, Brexit sonrası İngiltere-AB ilişkilerinde bir soğuma işareti olarak yorumlanabilir. Fransa, AB'nin göç politikalarında etkili bir aktör; İngiltere ise AB dışında kalmış olsa da göç akışlarını yönetmek için Fransa ile işbirliğine muhtaç. Anlaşmanın bitişi, iki ülke arasında yeni bir denge arayışının habercisi. Ayrıca, göçmen krizi Avrupa genelinde yükselen aşırı sağın ana gündem maddesi; bu tür anlaşmaların başarısızlığı, popülist söylemleri güçlendirebilir.
Küresel ölçekte ise göç yönetimi, devletler arası işbirliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. İklim değişikliği ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen insan sayısı artarken, zengin ülkeler sınırlarını daha da kapatıyor. İngiltere-Fransa anlaşmasının sona ermesi, bu çıkmazın bir yansıması.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteci barındıran ülke olarak göç yönetimi konusunda kritik bir aktör. İngiltere-Fransa anlaşmasının sona ermesi, Türkiye'nin AB ile 2016'da imzaladığı ve göçmen akışını durdurmayı amaçlayan anlaşmayı akıllara getiriyor. Türkiye, AB'den yeterli destek alamadığını sık sık dile getiriyor. Bu gelişme, göç konusunda ikili anlaşmaların sürdürülebilirliğinin zor olduğunu gösteriyor. Türkiye için ders, göç yönetiminde kendi kapasitesini güçlendirmek ve uluslararası işbirliğini çeşitlendirmek olabilir. Ayrıca, Avrupa'da göçmen karşıtı rüzgarların güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini ve vize serbestisi diyaloğunu da etkileyebilir.