İngiltere ile Fransa arasında düzensiz göçü kontrol altına almak için hayata geçirilen ve 'bir giren, bir çıkan' (one in, one out) olarak bilinen göç anlaşması, 423 günlük uygulamanın ardından sona eriyor. Anlaşmanın 30 Eylül 2026 Perşembe günü resmen son bulması bekleniyor. Başlangıçta Manş Denizi'ni geçmeye çalışan sığınmacı akışını caydırmak için tasarlanan mutabakat, uygulama sürecinde ortaya çıkan aksaklıklar ve taraflar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle hedeflerine ulaşamadı.
Anlaşmanın Arka Planı ve İşleyişi
Anlaşma, ilk olarak 2025 yazında Londra ve Paris arasında imzalanmıştı. Temel mantık, İngiltere'ye yasadışı yollarla giren düzensiz göçmenlerin hızlıca Fransa'ya iade edilmesi, buna karşılık İngiltere'nin de aynı sayıda yasal sığınmacıyı Fransa'dan kabul etmesiydi. Bu sayede Manş Denizi geçişlerinin caydırılması ve iki ülke arasında adil bir yük paylaşımı sağlanması hedefleniyordu.
Ancak uygulamada ciddi sorunlar baş gösterdi. Fransa, İngiltere'nin iade taleplerini yavaş işlediğini ve kendi topraklarına geri gönderilen göçmenler için yeterli kaynak ayırmadığını savundu. İngiltere ise Fransa'nın anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini, iade süreçlerinin bürokratik engellerle tıkandığını öne sürdü. 423 gün boyunca sadece sembolik sayıda göçmenin karşılıklı olarak nakledildiği, beklenen caydırıcılık etkisinin oluşmadığı belirtiliyor.
Ayrıca insan hakları örgütleri ve sığınmacı destek grupları, anlaşmanın uluslararası hukuka ve mülteci haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle sık sık protesto gösterileri düzenledi. İngiltere İçişleri Bakanlığı'na yönelik eleştiriler, iade edilen kişilerin güvenli olmayan bölgelere gönderildiği iddialarını içeriyordu. Bu baskılar, anlaşmanın sürdürülebilirliğini daha da zayıflattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere-Fransa göç anlaşmasının sona ermesi, Avrupa'nın göç yönetimi konusundaki kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Manş Denizi, dünyanın en yoğun göç rotalarından biri olmayı sürdürüyor; 2025'te 40 binden fazla kişinin küçük teknelerle geçiş yaptığı tahmin ediliyor. Anlaşmanın çöküşü, AB'nin yeni Göç ve İltica Paktı'nın uygulanması sürecinde de olumsuz bir örnek teşkil edebilir.
Öte yandan, bu gelişme Brexit sonrası İngiltere'nin Avrupa ile göç işbirliğinde ne kadar yalnızlaştığını gösteriyor. Fransa, AB üyesi olarak kendi sınır güvenliği politikalarını Brüksel ile koordine ederken, İngiltere'nin ikili anlaşmalarla sonuç alma çabası yetersiz kalıyor. Uzmanlar, iki ülkenin önümüzdeki dönemde daha kapsamlı ve bağlayıcı bir mekanizma kurmadan sorunu çözemeyeceği görüşünde.
Küresel ölçekte ise göç yönetimi, iklim değişikliği ve ekonomik eşitsizlikler nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor. Avrupa Birliği, 2026 yılında göç ve sığınma konusunda yeni bir strateji belirlemeye hazırlanırken, İngiltere-Fransa anlaşmasının başarısızlığı, diğer bölgesel işbirlikleri için de uyarı niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere-Fransa göç anlaşmasının sona ermesi, Türkiye'nin göç yönetimi ve dış politikası açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, halihazırda 3,5 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor ve AB ile 2016'dan bu yana yürürlükte olan Göç Mutabakatı'nı sürdürüyor. Avrupa'da göç konusundaki işbirliklerinin zayıflaması, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirebilir; zira Brüksel, düzensiz göçü kontrol altına almak için Ankara'ya daha fazla ihtiyaç duyabilir. Öte yandan, Manş Denizi'ndeki geçişlerin artması, Avrupa'da aşırı sağın yükselişini tetikleyerek Türkiye karşıtı söylemleri körükleyebilir. Türkiye, göç yönetiminde insan haklarına dayalı ve sürdürülebilir bir yaklaşımı savunarak hem bölgesel istikrara hem de AB ile ilişkilerine katkı sağlayabilir.