Londra'ya ilk geldiğimde ülke tarihi bir değişimin eşiğindeydi. Kamuoyu, onlarca yıllık Muhafazakâr yönetimin sona ermesinin verdiği heyecanla doluydu. Margaret Thatcher'ın demir kararlılığından John Major'ın yorgun pragmatizmine uzanan bu dönemin ardından, İşçi Partisi'nin iktidara gelişi büyük bir umut yaratmıştı. Ancak bugün, o umut yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmış durumda. Ülke, ekonomik durgunluk, kamu hizmetlerinde çöküş ve siyasi güven kaybıyla boğuşuyor. Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Muhafazakârların mirası ve İşçi Partisi'nin devraldığı enkaz, İngiltere'nin çifte başarısızlığını oluşturuyor.
Muhafazakâr İktidarın Bilançosu
2010'dan 2024'e kadar kesintisiz iktidarda kalan Muhafazakâr Parti, ülkeyi derin bir ekonomik ve sosyal krizin içine sürükledi. David Cameron'ın kemer sıkma politikaları, kamu harcamalarında tarihi kesintilere yol açtı; yerel yönetimler, sağlık hizmetleri ve eğitim sistemi ciddi şekilde zayıfladı. 2016'daki Brexit referandumu ve ardından gelen kaotik ayrılık süreci, ticaret anlaşmalarını alt üst etti, yatırımları azalttı ve iş gücü açığını büyüttü. Boris Johnson döneminde pandeminin yönetimi ve ardından gelen parti skandalları, halkın siyasetçilere olan güvenini sarstı. Liz Truss'un 49 günlük başbakanlığında ortaya çıkan bütçe krizi, sterlini rekor düşüşe sürükledi ve emeklilik fonlarını tehdit etti. Rishi Sunak ise ekonomik istikrar vaat etti ancak partisinin iç çekişmelerini ve artan hayat pahalılığını durduramadı.
Bu dönemde İngiltere, G7 ülkeleri arasında en düşük büyüme oranlarından birini kaydetti. Kamu borcu GSYH'nin %100'ünü aştı, enflasyon son 40 yılın zirvesine çıktı. Ulusal Sağlık Servisi (NHS) hasta kuyruklarıyla ve personel eksikliğiyle boğuşurken, demiryolu grevleri ve kamu çalışanlarının eylemleri ülke genelinde hayatı felç etti. Muhafazakârların bıraktığı miras, sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal dokunun da çözülmesiydi.
İşçi Partisi'nin Devraldığı Enkaz
Temmuz 2024 seçimlerinde büyük bir zafer kazanan Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, tarihi bir çoğunluk elde etti. Ancak devraldığı tablo hiç de iç açıcı değil. Starmer, göreve gelir gelmez ekonomik büyümeyi hızlandırma, altyapıyı yenileme ve kamu hizmetlerini düzeltme sözü verdi. Fakat ilk aylarda bütçe açığı beklentilerin üzerinde çıktı; Muhafazakârların gizlediği 22 milyar sterlinlik bir kara delik olduğu ortaya çıktı. İşçi Partisi, vergileri artırmak zorunda kaldı ve bazı kemer sıkma önlemlerini sürdürmek zorunda kaldı. Bu durum, seçmen tabanında hayal kırıklığı yarattı.
İşçi Partisi'nin karşılaştığı zorluklar arasında, Brexit sonrası ticaret engelleri, düşük verimlilik, yaşlanan nüfus ve iklim hedefleriyle ekonomik büyümeyi dengeleme çabası bulunuyor. Ayrıca, İşçi Partisi'nin kendi içindeki sol kanat ile merkez arasındaki gerilim, parti içi birliği tehdit ediyor. Starmer'ın liderliği, Muhafazakârların bıraktığı hasarı onarmak için yeterli olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.
Uzmanlar, İngiltere'nin sorunlarının yapısal olduğunu ve kısa vadeli çözümlerle aşılamayacağını belirtiyor. Ülkenin yeniden canlanması için on yıllara yayılan bir strateji ve siyasi istikrar gerekiyor. Ancak artan popülizm, bölgesel eşitsizlikler ve Brexit'in kalıcı etkileri, bu hedefi zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'nin içinde bulunduğu durum, sadece ulusal bir mesele değil; aynı zamanda küresel dengeleri de etkiliyor. Brexit sonrası İngiltere, Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışıyor ancak ticaret ve güvenlik konularında belirsizlikler sürüyor. Ülke, NATO içinde önemli bir aktör olmaya devam etse de ekonomik zayıflık, savunma harcamalarını ve dış politika kapasitesini sınırlıyor. Ayrıca, İngiltere'nin istikrarsızlığı, Avrupa'daki popülist hareketlere ilham verebilir ve AB'nin iç dinamiklerini etkileyebilir.
Küresel ölçekte ise İngiltere, Çin ve Rusya gibi aktörlerin yükselişi karşısında geleneksel gücünü korumakta zorlanıyor. Ekonomik durgunluk, Londra'nın finans merkezi olarak cazibesini azaltabilir ve yatırımların başka yerlere kaymasına neden olabilir. İngiltere'nin toparlanması, Batı ittifakı için de kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023'te 20 milyar doları aşmıştı; İngiltere, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarlarından biri. İngiltere'nin ekonomik durgunluğu, Türk ihracatçıları için talep azalması anlamına gelebilir. Ayrıca, Brexit sonrası Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi gündemde. İngiltere'nin iç sorunları, bu müzakereleri yavaşlatabilir. Savunma alanında ise Türkiye, İngiltere ile iş birliğini sürdürüyor; ancak İngiltere'nin ekonomik kısıtları, ortak projeleri etkileyebilir. Türkiye, İngiltere'nin istikrarını yakından izlemeli ve olası fırsatları değerlendirmeli.