İngiltere Hazine Bakanı Andy Burnham, Hazine Seçici Komitesi'nin öğrenci kredisi geri ödeme eşiğinin enflasyona göre artırılması yönündeki çağrılarını reddetti. Komite, mevcut eşiğin sabit tutulmasının mezunlar üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu savunuyor. Ancak Burnham, bütçe disiplini ve mali sürdürülebilirlik gerekçesiyle bu talebe sıcak bakmıyor. Tartışma, İngiltere'nin yükseköğrenim finansmanı ve genç neslin borç yükü konusundaki derin endişeleri yansıtıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İngiltere'de öğrenci kredileri, mezunların belirli bir gelir eşiğini aşmaları durumunda geri ödeme yükümlülüğü getiriyor. Mevcut sistemde, geri ödeme eşiği yıllık 27.295 sterlin olarak belirlenmiş durumda ve bu tutar 2021'den bu yana dondurulmuş durumda. Enflasyonun son yıllarda hızla yükselmesi, reel olarak eşiğin önemli ölçüde düşmesine neden oldu. Hazine Seçici Komitesi, bu durumun düşük ve orta gelirli mezunlar üzerinde orantısız bir yük oluşturduğunu, ayrıca öğretmenlik, hemşirelik gibi kritik kamu hizmetlerinde çalışanların borçlarını ödemekte zorlandığını vurguluyor.
Komite, eşiğin enflasyona endekslenmesi halinde, mezunların harcanabilir gelirinin artacağını ve ekonomik canlanmaya katkı sağlanacağını öne sürüyor. Ancak Hazine yetkilileri, böyle bir değişikliğin kamu maliyesi üzerinde önemli bir yük oluşturacağını, zira öğrenci kredisi geri ödemelerinin hükümet için önemli bir gelir kalemi olduğunu belirtiyor. 2023-24 mali yılında öğrenci kredisi geri ödemelerinden elde edilen gelir 4,5 milyar sterlini aştı. Eşiğin yükseltilmesi, bu gelirin önemli ölçüde azalmasına yol açabilir.
Burnham'ın direnci, hükümetin genel bütçe konsolidasyonu çabalarıyla da uyumlu. Ülke, yüksek enflasyon ve artan kamu borcuyla mücadele ederken, Hazine her kalemde tasarruf arayışında. Öğrenci kredisi reformu, siyasi olarak da hassas bir konu; iktidardaki muhafazakâr hükümet, genç seçmen nezdinde zaten zor durumda ve borç yükünü artıran bir politika izlemek istemiyor. Muhalefet partileri ise sistemi adaletsiz olarak nitelendiriyor ve mezunları daha fazla borç altına soktuğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'deki öğrenci kredisi tartışması, küresel yükseköğrenim finansmanı krizinin bir parçası. ABD'de de benzer şekilde öğrenci borcu 1,7 trilyon doları aşmış durumda ve Başkan Biden'ın borç affı girişimleri yargı engelleriyle karşılaştı. Avrupa'da ise birçok ülke üniversite eğitimini ücretsiz veya düşük maliyetli sunarak borç yükünü minimize ediyor. İngiltere, 2012'de üniversite harçlarını yıllık 9.000 sterline çıkararak ve 2017'de 9.250 sterline yükselterek, öğrenci borcunu önemli ölçüde artırmıştı. Bu politikalar, mezunların ev sahibi olma, aile kurma gibi yaşam hedeflerini ertelemelerine neden oluyor.
Uluslararası karşılaştırmalara göre, İngiltere'deki öğrenci borcu seviyesi OECD ortalamasının üzerinde. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, İngiliz mezunların ortalama borcu 45.000 sterlin civarında ve bu rakam ABD'den sonra en yüksek seviyelerden biri. Bu durum, ülkenin beşeri sermaye birikimini ve sosyal hareketliliği olumsuz etkiliyor. Hazine'nin reform çağrılarını reddetmesi, kısa vadeli mali hedeflerin uzun vadeli sosyal ve ekonomik sonuçlara önceliklendirildiği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Öte yandan, İngiltere'nin yükseköğrenim ihracatı da bu tartışmadan etkilenebilir. Uluslararası öğrenciler, ülkeye önemli bir gelir kaynağı sağlıyor; ancak artan maliyetler ve borç yükü, İngiltere'nin cazibesini azaltabilir. Avustralya ve Kanada gibi rakipler, daha esnek geri ödeme koşulları sunarak uluslararası öğrencileri çekmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki öğrenci kredisi reformu tartışması, Türkiye'nin yükseköğrenim finansmanı ve genç istihdamı politikaları açısından dolaylı da olsa dersler içeriyor. Türkiye'de üniversite eğitimi büyük ölçüde devlet tarafından sübvanse ediliyor ve öğrenci kredileri faizsiz olarak sunuluyor; ancak geri ödeme koşulları ve mezun istihdamındaki zorluklar benzer sorunlara işaret ediyor. İngiltere'nin kamu maliyesi disiplini ile sosyal adalet arasındaki denge arayışı, Türkiye'nin de gelecekteki eğitim finansmanı reformlarında göz önünde bulundurması gereken bir deneyim. Ayrıca, İngiltere'de okuyan Türk öğrenciler için artan borç yükü ve geri ödeme koşulları, eğitim tercihlerini etkileyebilir. Küresel düzeyde ise, yükseköğrenimde artan maliyetler ve borç krizi, beşeri sermaye hareketliliğini ve uluslararası öğrenci akışını yeniden şekillendirebilir; bu da Türkiye gibi ülkeler için hem fırsat hem de risk anlamına geliyor.