İngiltere, Avustralya ve Kanada, İsrail ordusunun Nisan 2024'te Gazze'de yedi insani yardım çalışanının ölümüne yol açan saldırıya ilişkin ceza soruşturması başlatmama kararını 'utanç verici' olarak nitelendirdi. Üç ülkenin dışişleri bakanlıkları tarafından yapılan ortak açıklamada, bu kararın uluslararası toplumun beklentileriyle bağdaşmadığı ve insani yardım çalışanlarının ve sivillerin korunmasına ilişkin yükümlülükleri görmezden geldiği vurgulandı. Açıklamada, 1 Nisan 2024'te meydana gelen saldırıda yaşamını yitiren yardım görevlilerinin ailelerine ve meslektaşlarına taziyeler iletildi.
İsrail'in Kararı ve Uluslararası Tepkiler
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), 2024 Nisan'ında Gazze'nin güneyindeki Refah bölgesinde bir insani yardım konvoyuna düzenlenen hava saldırısıyla ilgili olarak, olayın meşru bir askeri hedefe yönelik olduğu ve 'talihsiz koşulların' bir sonucu olduğunu belirterek, personel hakkında 'ciddi bir suç işlendiğine dair yeterli kanıt bulunmadığı' gerekçesiyle ceza soruşturması açılmayacağını duyurdu. Bu karar, başta World Central Kitchen (WCK) adlı yardım kuruluşu olmak üzere uluslararası toplumda büyük infial yarattı. WCK çalışanlarının aileleri, İsrail'in bağımsız bir soruşturma yürütme kapasitesine güvenmediklerini ve uluslararası bir soruşturma başlatılması çağrısında bulundular.
İngiltere, Avustralya ve Kanada'nın ortak açıklamasında, 'Bu karar, uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali anlamına gelen bu trajik olayda hesap verebilirliği sağlama yönünde ciddi bir eksikliktir' ifadelerine yer verildi. Açıklamada, İsrail'in kendi kendini soruşturma mekanizmalarının uluslararası standartlara uygun olmadığı ve bağımsız bir soruşturmanın şart olduğu kaydedildi. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de benzer şekilde, İsrail'i bağımsız bir soruşturma yürütmeye çağıran açıklamalar yaptı.
İnsani Yardım Çalışanlarına Yönelik Şiddet ve Bölgesel Etkiler
Gazze'deki insani yardım çalışanlarına yönelik saldırılar, 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmaların ardından önemli ölçüde arttı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, çatışmaların başlangıcından bu yana 300'den fazla insani yardım görevlisi hayatını kaybetti. Bu durum, bölgedeki insani krizi daha da derinleştiriyor ve yardım kuruluşlarının faaliyetlerini ciddi şekilde kısıtlıyor. İsrail'in Refah'ta kara operasyonu başlatma olasılığı, zaten aşırı kalabalık olan bölgede yaşayan 1,5 milyon Filistinli mülteciyi daha da tehlikeli bir duruma sokuyor.
İsrail'in bu kararı, uluslararası hukuk açısından da tartışmalara yol açıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrail ve Hamas yetkililerine yönelik savaş suçu soruşturmalarını sürdürüyor. UCM Savcısı Kerim Han, Refah'taki durumun 'felaketle sonuçlanabileceğini' belirterek, İsrail'in uluslararası insancıl hukuka uyma yükümlülüğü olduğunu vurgulamıştı. Uzmanlar, bu tür olaylarda hesap verilebilirliğin sağlanmamasının, çatışmaların daha da vahşileşmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel düzeyde, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları ve yardım çalışanlarına yönelik saldırıları, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakerelerini olumsuz etkiliyor. Taraflar arasında esir takası ve kalıcı ateşkes konusunda anlaşma sağlanamaması, bölgede yeni bir insani felaket riskini artırıyor. Özellikle Refah'a yönelik olası bir kara operasyonu, Mısır ile İsrail arasındaki ilişkileri de zorlayabilir. Mısır, sınırda oluşabilecek büyük bir mülteci akınına karşı olduğunu ve 1979 yılından bu yana yürürlükte olan barış anlaşmasının bu nedenle tehlikeye girebileceğini ifade etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim sonrası İsrail'e yönelik en sert eleştirileri yapan ülkelerden biri olarak, bu kararın hesap verebilirliği zayıflattığını düşünüyor. Ankara daha önce de İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını 'soykırım' olarak nitelendirmiş ve uluslararası toplumun İsrail'e yaptırım uygulaması çağrısında bulunmuştu. Bu gelişme, Türkiye'nin BM nezdinde İsrail'e karşı girişimlerini güçlendirebilir; özellikle UCM'de devam eden soruşturmalara destek vermesi beklenebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği vurgulayan diplomatik açıklamalar yapması ve insani yardım koridorlarının açılması için girişimlerini sürdürmesi muhtemel. Bu durum, Ankara'nın Ortadoğu'da artan diplomatik ağırlığını da yansıtıyor.