İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasının (Brexit) üzerinden yıllar geçmesine rağmen, yeniden katılım tartışmaları siyasetin gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'in son açıklamaları, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Burnham'e göre asıl soru, Brexit'in İngiltere'ye zarar verip vermediği değil; hızla değişen Avrupa'nın, İngiltere geri dönmek isterse kapıyı açık tutup tutmayacağı. Bu soru, hem İngiliz iç siyasetinde hem de Brüksel'de farklı senaryoları beraberinde getiriyor.
Brexit sonrası tablo ve yeniden katılım tartışmaları
2016'daki referandumda %51,9 ile AB'den ayrılma kararı alan İngiltere, 31 Ocak 2020'de resmen birlikten ayrıldı. Ticaret anlaşması 2021 başında yürürlüğe girdi ancak ekonomik ve siyasi sonuçları hâlâ tartışılıyor. İş dünyası, artan bürokrasi, tedarik zinciri sorunları ve yatırım kaybından şikayetçi. Kuzey İrlanda Protokolü ve Windsor Çerçevesi gibi düzenlemeler, ada içinde gerilim yaratmaya devam ediyor. Kamuoyu yoklamaları, Brexit'in doğru bir karar olduğunu düşünenlerin oranının azaldığını, yeniden katılımı destekleyenlerin ise arttığını gösteriyor. Ancak bu destek, tek başına yeniden üyelik anlamına gelmiyor; zira AB üyeliği, para birimi, Schengen, balıkçılık kotaları gibi hassas konularda tavizler gerektiriyor.
Andy Burnham, İşçi Partisi'nin önde gelen isimlerinden biri olarak, Brexit'in yol açtığı ekonomik kayıpları sık sık dile getiriyor. Burnham'e göre İngiltere, AB ile daha yakın ilişkiler kurmalı; hatta yeniden üyelik masaya yatırılmalı. Ancak mevcut İşçi Partisi lideri Keir Starmer, yeniden katılımı gündeme getirmeyeceğini, bunun yerine ticaret ve işbirliğini güçlendirecek bir anlaşma peşinde olduğunu belirtiyor. Muhafazakâr Parti ise Brexit'in kazanımlarını savunuyor ve yeniden katılımı "geriye dönüş" olarak nitelendiriyor.
Avrupa cephesinde ise durum karmaşık. AB, İngiltere'nin geri dönüşü konusunda resmi bir kapı açık bırakmış değil. Ancak Avrupa'nın karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleri, ekonomik yavaşlama ve ABD'nin dış politikadaki belirsizliği, Brüksel'i Londra ile daha pragmatik bir ilişki kurmaya itiyor. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası enerji ve savunma alanında işbirliği ihtiyacı arttı. Fransa ve Almanya gibi kilit ülkeler, İngiltere'nin tam üyeliği yerine "ikinci sınıf" veya "ortaklık" modellerini tartışıyor. AB'nin genişleme süreci de Batı Balkanlar ve Ukrayna gibi adaylarla meşgul; İngiltere'nin yeniden katılması halinde kurumsal dengelerin nasıl etkileneceği belirsiz.
Avrupa'nın değişen jeopolitiği ve İngiltere'nin yeri
Avrupa kıtası, 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte Soğuk Savaş sonrası en büyük güvenlik krizini yaşıyor. Bu durum, AB ülkelerini savunma harcamalarını artırmaya ve NATO içinde daha fazla işbirliğine yöneltti. İngiltere, NATO'nun önemli bir üyesi olarak Avrupa güvenliğinde kritik rol oynuyor. Ancak AB'nin savunma ve dış politika kararlarında söz sahibi olmak isteyen Londra, birlik dışında kalmanın getirdiği sınırlamalarla yüzleşiyor. Öte yandan Avrupa Birliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve göç gibi alanlarda ortak politikalar geliştirirken İngiltere bu süreçlerin dışında kalıyor. Ekonomik olarak da İngiltere, AB'nin tek pazarına erişimde zorluklar yaşıyor; hizmet sektörü ve finans, Brexit sonrası rekabet gücünü korumakta zorlanıyor.
Ancak yeniden katılım, sadece siyasi irade meselesi değil. AB'nin mevcut üyeleri, İngiltere'nin geçmişteki özel statü taleplerini ve opt-out'larını hatırlıyor. İngiltere'nin euroya geçmesi, Schengen'e katılması, ortak tarım ve balıkçılık politikalarına uyum sağlaması gibi konular ciddi müzakere süreçleri gerektirir. Ayrıca İngiliz kamuoyunun yarısı hâlâ Brexit'i destekliyor; bu da siyasi liderlerin cesur adımlar atmasını zorlaştırıyor. Burnham gibi isimler, en azından gümrük birliği veya tek pazar üyeliği gibi ara formülleri tartışmaya açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin AB'ye yeniden katılım tartışması, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, uzun süredir AB üyelik müzakerelerinde tıkanıklık yaşıyor; İngiltere gibi güçlü bir ekonominin geri dönüşü, AB'nin genişleme politikasını ve kurumsal dengesini etkileyebilir. Ayrıca Türkiye-İngiltere ticaret anlaşması, Brexit sonrası imzalanmıştı; İngiltere'nin AB'ye yakınlaşması, bu anlaşmanın güncellenmesini gerektirebilir. Savunma ve güvenlik alanında ise Türkiye, İngiltere ile NATO çerçevesinde işbirliğini sürdürürken, AB'nin savunma yapılanmalarında İngiltere'nin varlığı Ankara'nın pozisyonunu etkileyebilir. Kısacası, Londra'nın Brüksel'e dönüş ihtimali, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denklem yaratabilir.