İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves, ülkeye taşınmak isteyen ABD'li zengin yatırımcıların vergi yükünü önemli ölçüde hafifletecek bir düzenleme sinyali verdi. Reeves, Bloomberg Television'a verdiği demeçte, bu kişilerin İngiltere'ye yerleşme sürecinde karşılaştıkları vergisel engelleri kaldırmayı ve küresel bir finans merkezi olarak Londra'nın cazibesini artırmayı hedeflediklerini belirtti. Açıklama, Brexit sonrası Britanya'nın uluslararası yatırımcılar için rekabet gücünü kaybettiği eleştirilerinin arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı: Brexit sonrası vergi rekabeti
Yeni düzenleme, "non-dom" (yerleşik olmayan) statüsünde olan kişilere getirilen kısıtlamaları esnetmeyi amaçlıyor. Özellikle ABD'li yüksek net değerli bireylerin, İngiltere'de ikamet etmeleri durumunda küresel gelirlerine uygulanan yüksek vergi oranlarından şikayetçi olduğu biliniyor. Reeves, bu kitle için özel bir vergi rejimi oluşturarak, ülkeye girişleri teşvik etmek istiyor.
İngiltere, Brexit sonrası finansal hizmetler sektöründe Avrupa'nın en büyük rakibi olan Frankfurt ve Paris karşısında gerileme yaşamıştı. Londra Borsası'nda işlem hacmi düşerken, birçok varlık yöneticisi AB merkezli fonlarını başka şehirlere taşımıştı. Reeves'in bu adımı, kaybedilen ivmeyi geri kazanmak ve özellikle teknoloji ve finans teknolojisi alanındaki Amerikalı girişimcileri çekmek için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
Ancak eleştirmenler, bu politikanın İngiltere'deki gelir eşitsizliğini derinleştireceğini ve kamu hizmetleri için gerekli vergi gelirlerini azaltacağını savunuyor. İşçi Partisi hükümeti ise, uzun vadede yaratılacak ekonomik büyümenin herkes için faydalı olacağını iddia ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Küresel vergi yarışı kızışıyor
Bu gelişme, OECD'nin küresel asgari kurumlar vergisi girişimi ve AB'nin vergi uyum çabalarına rağmen, ülkelerin zengin bireyleri çekmek için vergi avantajları yarışına girdiği bir döneme işaret ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Singapur ve İsviçre gibi ülkeler, düşük vergi oranlarıyla yüksek net değerli bireyler için cazibe merkezleri haline geldi. İngiltere'nin bu hamlesi ise, Batılı bir ülkenin bu yarışa doğrudan katılımını simgeliyor.
ABD'den gelen yatırımcıların hedef alınması tesadüf değil. Brexit sonrası İngiltere, ABD ile ticaret anlaşması müzakerelerinde ilerleme kaydedemese de, finansal hizmetlerde karşılıklı tanıma düzenlemeleri sayesinde New York ile Londra arasındaki akışı canlı tutmaya çalışıyor. İki ülke arasındaki kültürel ve yasal benzerlikler, ABD'li yatırımcılar için İngiltere'yi AB ülkelerine kıyasla daha doğal bir tercih haline getiriyor.
Ancak bu politikanın başarısı, sadece vergi oranlarına değil, aynı zamanda yaşam kalitesi, sağlık sistemi, eğitim ve güvenlik gibi faktörlere de bağlı. Son yıllarda İngiltere'de artan yaşam maliyeti ve sağlık hizmetlerindeki zorluklar, bazı potansiyel göçmenler için caydırıcı unsurlar arasında sayılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin bu hamlesi, küresel vergi rekabetinin hız kazandığına işaret ediyor. Türkiye, son yıllarda Türkiye Varlık Fonu ve yatırım teşvikleriyle yabancı sermayeyi çekmeye çalışsa da, vergi avantajları konusunda İngiltere gibi ülkelerin gerisinde kalıyor. ABD'li yatırımcılar için asıl alternatifin Dubai ve Singapur olduğu düşünülürse, bu karar Türkiye'ye doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel sermaye akışında bir merkez kaymasına yol açabilir. Türkiye'nin, nitelikli yabancı yatırımcıları çekmek için yalnızca vergi değil, hukuki altyapı ve yaşam kalitesi gibi alanlarda da reform yapması gerektiğini gösteriyor.