Yeni bir anket, Birleşik Krallık'ta 18-28 yaş arasındaki Z kuşağı İngilizlerin yüzde 60'ının, Avrupa Birliği'ne yeniden katılmak için yeni bir referandum istediğini ortaya koydu. 2016'daki Brexit referandumunda oy kullanma yaşına gelmemiş olan bu genç kuşak, Brexit'in başarısız olduğunu düşünüyor ve fırsat verilmesi halinde AB'ye dönüş yönünde oy kullanacağını belirtiyor. Anket, gençlerin Avrupa ile entegrasyona verdiği desteğin giderek arttığını gösterirken, Brexit'in uzun vadeli etkilerine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi.
Brexit Hayal Kırıklığı ve Kuşak Farkı
Exclusive olarak yayımlanan verilere göre, 18-28 yaş aralığındaki katılımcıların yüzde 60'ı, AB'ye yeniden katılım için referandum yapılmasını destekliyor. Bu oran, diğer yaş gruplarına kıyasla oldukça yüksek. 2016 referandumunda 18 yaşın altında olan milyonlarca genç, kararın dışında bırakılmıştı. Şimdi ise bu kesim, Brexit'in vaat edilen ekonomik faydaları sağlamadığını, ticaret engellerini artırdığını ve Birleşik Krallık'ın küresel etkisini zayıflattığını savunuyor. Anket ayrıca, gençlerin yüzde 70'inin Brexit'in ülke için kötü olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Bu durum, Birleşik Krallık siyasetinde derin bir kuşak çatışmasına işaret ediyor.
Brexit'in en büyük destekçilerinden olan Muhafazakâr Parti, özellikle genç seçmenler arasında popülaritesini kaybetmiş durumda. Ankete göre, Z kuşağının yalnızca yüzde 12'si Muhafazakâr Parti'ye oy vereceğini belirtiyor. Bu eğilim, önümüzdeki genel seçimlerde gençlerin sandık başına gitme oranının artması halinde, siyasi dengeleri kökten değiştirebilir.
Ekonomik ve Sosyal Boyutlarıyla Brexit'in Başarısızlığı
Brexit sonrası Birleşik Krallık ekonomisi, pandemi ve küresel enflasyon gibi faktörlerle birleşince ciddi zorluklarla karşılaştı. AB ile ticaret anlaşmasının yarattığı bürokratik engeller, özellikle genç girişimciler ve ihracatçılar için büyük bir yük haline geldi. Ayrıca, AB'den ayrılmanın ardından Birleşik Krallık, özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde yetenek açığıyla mücadele ediyor. Gençler, bu durumun kariyer fırsatlarını sınırladığını düşünüyor. Anket, gençlerin yüzde 65'inin Brexit'in ekonomik fırsatları azalttığına inandığını ortaya koyuyor.
Sosyal olarak ise, AB'nin sunduğu serbest dolaşım hakkının kaybı, gençlerin Avrupa'da eğitim, çalışma ve seyahat etme imkânlarını kısıtladı. Erasmus programından çekilme kararı, üniversite öğrencileri arasında büyük tepki çekmişti. Ankete katılan gençlerin önemli bir kısmı, AB vatandaşlığını kaybetmenin kendilerini "Avrupalı kimliğinden" mahrum bıraktığını ifade ediyor.
Referandum Olasılığı ve Siyasi Tepkiler
Yeni bir referandum çağrıları, İşçi Partisi ve Liberal Demokratlar gibi ana muhalefet partileri tarafından da dile getiriliyor. Ancak Başbakan Rishi Sunak, Brexit'in "işe yaradığını" savunarak bu talepleri reddediyor. Bununla birlikte, kamuoyu yoklamaları, genel nüfusta AB'ye yeniden katılım desteğinin arttığını gösteriyor. 2022'de yapılan bir ankette, katılımcıların yüzde 54'ü Brexit'in bir hata olduğunu düşünüyordu. Bu oranın giderek yükselmesi, siyasi partiler üzerinde baskı oluşturabilir.
Anket, gençlerin yüzde 38'inin bir referandum düzenlenmesi halinde kesinlikle oy kullanacağını belirtmesi, sandığa gitme oranının yüksek olabileceğine işaret ediyor. Bu durum, Brexit'in başarısızlığının siyasi bir faturası olabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'taki bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Brexit sonrası AB içinde yaşanan revizyonist tartışmalar, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde yeni dinamikler yaratabilir. Genç İngilizlerin AB'ye dönüş talebi, AB'nin çekiciliğini koruduğunu ve genişleme politikasının hâlâ destek bulduğunu gösteriyor. Öte yandan, Brexit'in başarısız olması, AB'den ayrılmanın bedelinin yüksek olduğu algısını güçlendiriyor. Bu durum, Türkiye'de "AB'ye alternatif" arayışlarını zayıflatabilir. Ancak Türkiye'nin AB ile ilişkileri, Birleşik Krallık'taki referandum tartışmalarından bağımsız olarak, siyasi ve yapısal sorunlar nedeniyle ilerleme kaydedemiyor. Yine de, küresel düzeyde artan Avrupa yanlısı eğilim, Türkiye'nin AB hedefini canlı tutması açısından bir fırsat olarak değerlendirilebilir.