Uluslararası Para Fonu (IMF), Orta Doğu'daki devam eden çatışma ve istikrarsızlığın Afrika kıtası üzerinde kalıcı ekonomik ve sosyal etkiler bırakabileceği konusunda uyardı. Kurumun son raporunda, bölgedeki gerginliklerin küresel enerji fiyatlarını yukarı çektiği, tedarik zincirlerini bozduğu ve özellikle Afrika ülkelerinde gıda ve yakıt enflasyonunu körüklediği belirtildi. IMF'ye göre, Orta Doğu'daki istikrarsızlık kısa vadeli bir şok olmanın ötesine geçerek, Afrika'nın büyüme potansiyelini yıllarca etkileyebilecek yapısal sorunlara yol açabilir.
Gelişmenin arka planı: Enerji ve gıda kıskacındaki kıta
IMF raporu, Orta Doğu'daki çatışmaların Afrika üzerindeki etkisini üç ana kanal üzerinden değerlendiriyor: enerji fiyatları, ticaret ve finansal akışlar. Petrol ve doğalgaz piyasalarındaki oynaklık, net enerji ithalatçısı olan pek çok Afrika ülkesini doğrudan vuruyor. Özellikle Doğu Afrika ve Sahel bölgesindeki ülkeler, ithal enerjiye bağımlılıkları nedeniyle artan maliyetler karşısında zorlanıyor. Rapora göre, enerji fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, Afrika'nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nda (GSYH) ortalama yüzde 0,5 oranında bir düşüşe yol açabilir.
Bunun yanı sıra, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticaretin sekteye uğraması, Doğu Afrika ülkelerinin ihracat ve ithalatını ciddi şekilde etkiliyor. Örneğin Kenya, Etiyopya ve Sudan gibi ülkeler, Avrupa ve Asya pazarlarına erişimde gecikmeler ve navlun maliyetlerinde ciddi artışlarla karşı karşıya. IMF verilerine göre, Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları nedeniyle Afrika'nın dış ticaret hacmi yılın ilk çeyreğinde yüzde 12 daraldı. Bu durum özellikle tarım ürünleri ve tekstil gibi emek yoğun sektörleri olumsuz etkiliyor.
Finansal kanalda ise, Orta Doğu'daki istikrarsızlık, yatırımcı güvenini sarsarak Afrika'ya yönelik doğrudan yabancı yatırım akışlarını azaltıyor. IMF, 2024 yılında kıtaya giren sermaye akışının bir önceki yıla göre yüzde 15-20 oranında düşebileceğini öngörüyor. Aynı zamanda, Körfez ülkelerinden gelen yardımlar ve işçi dövizleri de azalma eğiliminde. Örneğin Sudan, Yemen ve Somali gibi ülkeler, Orta Doğu'da çalışan vatandaşlarından gelen dövizlerde yüzde 30'a varan düşüşler bildirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'nın kırılganlığı artıyor
IMF'nin uyarıları, Afrika'nın küresel ekonomik şoklara karşı ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kıta, COVID-19 pandemisinin yaralarını sarmaya çalışırken, Ukrayna-Rusya savaşı ve ardından Orta Doğu'daki gerginliklerle yeni krizlerle boğuşuyor. Rapora göre, Sahra Altı Afrika ülkelerinin ortalama kamu borcu GSYH'ye oranı yüzde 60'ı aşmış durumda ve bu ülkelerin üçte ikisinden fazlası yüksek veya orta-yüksek dış borç riski taşıyor. Artan faiz oranları ve güçlenen dolar, bu borç yükünü daha da ağırlaştırıyor.
Öte yandan, Afrika ülkelerinin iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil enerji dönüşümü hedefleri de sekteye uğruyor. IMF, kıtanın yenilenebilir enerji yatırımlarının 2024'te yüzde 25 azalabileceğini, bunun da uzun vadede enerji güvenliğini tehdit edeceğini belirtiyor. Ayrıca, gıda güvenliği krizi derinleşiyor; Orta Doğu'dan yapılan tahıl ve gübre ithalatındaki aksamalar, özellikle Doğu ve Batı Afrika'da milyonlarca insanı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Dünya Gıda Programı (WFP) verilerine göre, kıtada akut gıda güvensizliği yaşayan kişi sayısı 150 milyonu aştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Orta Doğu hem de Afrika'da artan ekonomik ve diplomatik angajmanıyla bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Afrika'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgeye yönelik ticaret ve yatırım hedeflerini olumsuz etkileyebilir; özellikle enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin ithalat faturasını yükseltmekte ve cari açığı baskılamaktadır. Diğer yandan, kriz ortamı Türkiye'nin savunma sanayii ve insani yardım alanındaki rolünü artırabilir; ancak kısa vadede Afrika'daki ekonomik daralma, Türk müteahhitlik firmaları ve ihracatçıları için risk oluşturmaktadır. Türkiye'nin, IMF'nin uyarılarını dikkate alarak Afrika politikasını çeşitlendirmesi ve enerji verimliliği ile yenilenebilir kaynaklara yatırımı hızlandırması stratejik önem taşımaktadır.