İklim krizi, Nepal Silahlı Kuvvetleri'ni (Nepal Army) giderek daha fazla zorluyor. Ülkenin engebeli coğrafyasında sıklaşan seller, heyelanlar ve kuraklıklar, orduyu insani yardım ve afet müdahalesinde kilit bir aktör haline getirirken, aynı zamanda askeri kapasitenin sınırlarını da test ediyor. Uzmanlar, artık tartışmanın ordunun afet müdahalesine dahil olup olmaması gerektiği değil, ordunun iklim krizi karşısında nasıl tepki verdiği, uyum sağladığı ve dönüştüğü olduğunu vurguluyor.
Afet Müdahalesinde Ordunun Artan Rolü
Nepal, dünyada iklim değişikliğine en kırılgan ülkelerden biri. Himalaya bölgesindeki buzul erimesi, muson yağışlarının düzensizleşmesi ve aşırı hava olaylarının sıklığındaki artış, ülkeyi doğal afetlerle daha sık karşı karşıya bırakıyor. 2021'de Melamchi Vadisi'nde yaşanan sel felaketi, altyapıyı yerle bir etmiş, on binlerce kişiyi yerinden etmişti. Benzer şekilde, her yıl muson mevsiminde ülkenin doğu ve orta kesimlerinde heyelanlar meydana geliyor, yollar kapanıyor, köyler izole oluyor.
Bu tür afetlerde Nepal ordusu, arama kurtarma, tahliye, tıbbi yardım ve altyapı onarımı gibi kritik görevleri üstleniyor. Ordu, helikopterleri, mühendislik birlikleri ve yerel halkla kurduğu iletişim ağıyla afet bölgelerine ilk ulaşan kurumlardan biri. Ancak iklim krizinin yarattığı yük, ordunun mevcut kaynaklarını ve hazırlık seviyesini zorluyor.
Askeri Kapasitenin Sınırları ve Dönüşüm İhtiyacı
Nepal ordusunun bütçesi ve personel sayısı, artan afet sıklığına yanıt vermekte yetersiz kalıyor. Özellikle uzak dağlık bölgelerde lojistik zorluklar had safhada. Askeri uzmanlar, ordunun afet müdahalesinde daha etkin olabilmesi için özel eğitim, modern ekipman ve iklim verilerine dayalı erken uyarı sistemlerine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Ayrıca, iklim göçü ve kaynak kıtlığı gibi dolaylı etkiler, ordunun iç güvenlik rolünü de dönüştürüyor.
Nepal hükümeti, son yıllarda afet yönetimi kapasitesini güçlendirmek için çeşitli adımlar attı. Ulusal Afet Riskini Azaltma Stratejisi ve iklim uyum planları hazırlandı. Ancak uygulamada koordinasyon eksiklikleri ve finansman yetersizliği dikkat çekiyor. Ordu, bu boşluğu doldurmaya çalışırken kendi operasyonel sınırlarını da zorluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nepal'deki durum, iklim değişikliğinin güvenlik üzerindeki etkilerine dair küresel bir örnek teşkil ediyor. Himalaya bölgesi, buzul göllerinin patlaması riski (GLOF) nedeniyle özellikle hassas. Bu risk, yalnızca Nepal'i değil, Hindistan, Çin ve Butan gibi komşu ülkeleri de tehdit ediyor. Sınır aşan doğal afetler, bölgesel işbirliğini zorunlu kılıyor.
Uluslararası kuruluşlar, Nepal ordusunun iklim adaptasyonu konusunda kapasite geliştirmesine destek veriyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, erken uyarı sistemleri, afet lojistiği ve iklim verisi analizi konularında eğitim programları düzenliyor. Ancak bu destek, artan ihtiyaçları karşılamaktan uzak.
İklim krizinin askeri operasyonlar üzerindeki etkisi sadece Nepal'e özgü değil. Dünya genelinde ordular, iklim değişikliğinin yarattığı yeni güvenlik tehditlerine uyum sağlamaya çalışıyor. Ancak Nepal gibi kaynakları kısıtlı ülkelerde bu dönüşüm daha sancılı oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki iklim kaynaklı askeri zorluklar, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, küresel iklim güvenliği bağlamında önemli dersler içeriyor. Türkiye, Akdeniz kuşağında iklim değişikliğinden olumsuz etkilenen ülkeler arasında. Artan sıcaklıklar, kuraklık ve orman yangınları, Türkiye'nin güvenlik ajandasını da şekillendiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, afet yardımı ve yangın söndürme gibi görevlerde giderek daha fazla rol alıyor. Nepal örneği, orduların iklim adaptasyonu için özel eğitim ve kaynaklara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Türkiye, kendi iklim güvenliği stratejilerini geliştirirken, uluslararası işbirliğine açık olmalı.