LONDRA – Avrupa'nın giderek daha değişken hale gelen hava koşullarının yol açtığı hasarın faturasını birileri ödemek zorunda kalacak. Ancak bu ekonomik kayıpların büyük bölümü sigorta kapsamında olmadığı için, acil önlem alınmadığı takdirde yükün büyük kısmı kamu bütçelerine kalacak. Londra merkezli düşünce kuruluşu ve sigorta sektörü verilerine göre, son yıllarda seller, fırtınalar ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti arttıkça, sigortasız kayıpların oranı da yükseliyor. Bu durum, hükümetlerin bütçe açıklarını artırırken, iklim değişikliğiyle mücadele için ayrılan kaynakları da tehdit ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Avrupa'da 2021 yılında Almanya ve Belçika'da yaşanan yıkıcı seller, 2022'deki aşırı sıcak hava dalgaları ve 2023'te Güney Avrupa'yı vuran orman yangınları, iklim kaynaklı afetlerin maliyetini gözler önüne serdi. Avrupa Çevre Ajansı'nın verilerine göre, son 40 yılda ekonomik kayıpların toplamı 500 milyar avroyu aştı. Ancak bu kayıpların yalnızca dörtte biri sigorta kapsamında karşılanabiliyor. Özellikle tarım, turizm ve altyapı sektörlerinde yoğunlaşan bu kayıplar, devletlerin bütçelerine ek yük bindiriyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesi (EIOPA) tarafından yapılan ortak analizler, iklim şoklarının finansal istikrar üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Rapora göre, sigortasız kayıpların artması, hanelerin ve işletmelerin borç yükünü artırarak bankacılık sistemine de risk yayabilir. Bu nedenle, iklim riskine karşı zorunlu sigorta mekanizmaları veya kamu-özel ortaklıkları gibi çözümler tartışılıyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği'nin 2024-2027 dönemi için öngördüğü İklim Uyum Fonu ve Dayanıklılık Programı, üye ülkelere afet sonrası destek sağlamayı amaçlıyor. Ancak uzmanlar, mevcut fonların yetersiz kalacağını, çünkü iklim değişikliğinin etkilerinin beklenenden daha hızlı arttığını vurguluyor. Örneğin, Avrupa Komisyonu'nun 2023 raporu, mevcut politikaların sürdürülebilmesi için yıllık 300 milyar avro ek yatırım gerektiğini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İklim kaynaklı maliyetlerin kamu bütçelerine yansıması, yalnızca Avrupa'yı ilgilendiren bir sorun değil. Küresel ölçekte, gelişmekte olan ülkeler iklim değişikliğinin en ağır yükünü taşırken, gelişmiş ülkeler de artan afet maliyetleriyle mücadele ediyor. Birleşmiş Milletler'in raporlarına göre, 2030 yılına kadar iklim değişikliğinin küresel Gayri Safi Hasıla'ya maliyeti yıllık 290 milyar dolara ulaşabilir. Bu durum, ülkelerin bütçe disiplinini sağlama çabalarını zora sokarken, borç sürdürülebilirliği endişelerini de artırıyor.
Avrupa'da iklim sigortası uçurumu, özellikle Güney Avrupa ülkelerinde daha belirgin. İspanya, İtalya ve Yunanistan'da sigortalılık oranı %20'nin altında kalırken, kuzey ülkelerinde bu oran %80'lere ulaşıyor. Bu asimetri, iklim değişikliğinin bölgesel eşitsizlikleri derinleştirdiğini gösteriyor. Ayrıca, hükümetlerin afet sonrası harcamaları artırması, zaten yüksek olan kamu borçlarını daha da şişiriyor. Örneğin, İtalya'nın 2023'teki sel felaketinin maliyeti 8,7 milyar avro bulurken, bu tutar ülkenin GSYH'sının %0,5'ine denk geliyor.
Uzmanlar, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel iş birliğinin önemini vurguluyor. Avrupa Birliği'nin öncülük ettiği Karbon Sınırda Uyum Mekanizması gibi araçlar, hem emisyonları azaltmayı hem de adil bir geçişi sağlamayı hedefliyor. Ancak bu tür mekanizmaların etkili olabilmesi için gelişmekte olan ülkelerin de yeşil dönüşüme dahil edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, iklim finansmanı açığı büyümeye devam edecek ve faturası tamamen kamu kaynaklarına kalacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'daki iklim kaynaklı maliyet artışı, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Akdeniz Havzası'nda yer alması nedeniyle iklim değişikliğine en kırılgan ülkelerden biri. Son yıllarda orman yangınları, sel ve kuraklık gibi afetlerin sıklığı arttı. Bu afetlerin ekonomik maliyeti, bütçe üzerinde baskı oluştururken, sigortasız kayıpların yüksek olması vatandaşları daha da kırılgan hale getiriyor. AB ile ilişkilerde iklim diplomasisi giderek önem kazanıyor; Türkiye'nin yeşil dönüşüm politikalarını hızlandırması, hem iklim risklerini azaltabilir hem de AB'nin iklim finansmanı mekanizmalarından yararlanma şansını artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji bağımlılığını azaltacak yenilenebilir enerji yatırımları, cari açığın kapanmasına da katkı sağlayabilir. Bu nedenle, iklim değişikliğiyle mücadele, yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik bir öncelik haline gelmelidir.