Yeni bir analize göre, küresel ısınma ve iklim değişikliği haberlerinin medyada yer alma sıklığı 2025 yılında üst üste dördüncü kez azaldı. Bu düşüş, sera gazı emisyonlarının tarihin en yüksek seviyelerine ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. Yale Üniversitesi bünyesindeki Yale İklim Bağlantıları (Yale Climate Connections) ve Media Matters gibi kuruluşların ortaklaşa hazırladığı rapor, ulusal gazetelerden online haber portallarına kadar geniş bir yelpazedeki medya organlarını inceledi. Araştırmaya göre, iklim değişikliği ile ilgili haberlerin toplam haber hacmi içindeki payı 2021'den bu yana sürekli azalıyor. En keskin düşüş ise 2024-2025 döneminde yaşandı; bu dönemde iklim haberciliği bir önceki yıla göre yüzde 15 oranında geriledi.
Azalan İlgi, Artan Tehlike
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta, iklim değişikliği haberlerinin genellikle aşırı hava olayları, orman yangınları veya seller gibi felaket anlarında zirve yapması, ancak bu olayların ardından hızla gündemden düşmesi. Örneğin, 2025 yazında Avrupa'yı vuran şiddetli sıcak hava dalgaları ve Pakistan'daki yıkıcı seller kısa süreli bir haber patlaması yaratsa da, sonbahar aylarında iklim haberleri neredeyse tamamen kayboldu. Oysa aynı dönemde Küresel Karbon Projesi (Global Carbon Project) verilerine göre, karbondioksit emisyonları 2024'e kıyasla yüzde 2,3 arttı ve 41,5 milyar tona ulaşarak rekor kırdı. Bilim insanları, emisyonlardaki bu artışın büyük ölçüde fosil yakıt tüketimindeki sürekli yükselişten kaynaklandığını belirtiyor. Özellikle Çin, Hindistan ve ABD gibi büyük ekonomilerde kömür kullanımı azalmak yerine artarken, yenilenebilir enerji yatırımları ise beklenenin altında kaldı.
Medyadaki bu ilgi azalmasının nedenleri arasında savaşlar, ekonomik krizler ve siyasi kutuplaşma gibi konuların ön plana çıkması gösteriliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze çatışması ve küresel enflasyon gibi gelişmeler, iklim haberlerini arka plana itti. Ayrıca, iklim değişikliği konusunun 'eski bir haber' olarak algılanmaya başlaması ve medya kuruluşlarının tıklanma kaygısıyla daha popüler konulara yönelmesi de etkili oldu. Uzmanlar, bu durumun kamuoyunda iklim krizine karşı bir duyarsızlaşmaya yol açtığı uyarısında bulunuyor.
Bölgesel Farklılıklar ve Küresel Etkiler
İklim haberciliğindeki düşüş tüm bölgelerde aynı oranda yaşanmadı. Afrika ve Güney Asya gibi iklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerde haber sayısı nispeten daha az azalırken, Kuzey Amerika ve Avrupa'da daha belirgin bir gerileme görüldü. Bu durum, gelişmiş ülkelerde iklim değişikliğinin aciliyetinin daha az hissedildiği şeklinde yorumlanıyor. Oysa gerçekte, Barbada ve Karayipler'den Bangladeş'e kadar birçok ülke, deniz seviyesinin yükselmesi ve sıklığı artan kasırgalar nedeniyle varlık mücadelesi veriyor. Küresel ısınmanın etkileri sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal sonuçlar da doğuruyor. Örneğin, iklim kaynaklı göçler artarken, tarım verimliliğindeki düşüş gıda fiyatlarını yükseltiyor ve siyasi istikrarsızlıklara zemin hazırlıyor. Medyanın bu konulara yeterince yer vermemesi, halkın ve politika yapıcıların krizin boyutlarını tam olarak kavrayamamasına neden oluyor.
Öte yandan, iklim haberciliğindeki bu düşüş, küresel iklim politikalarını da olumsuz etkileyebilir. Zira medya, kamuoyu oluşturma ve hükümetleri harekete geçirme konusunda kritik bir rol oynuyor. 2026'da yapılması planlanan Paris Anlaşması hedeflerinin gözden geçirilmesi toplantısı öncesinde, medyanın ilgisizliği, daha iddialı hedefler belirlenmesinin önünde bir engel olarak görülüyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin artık bir 'çevre sorunu' olmaktan çıkıp bir 'güvenlik sorunu' haline geldiğini vurgulayarak, medyanın bu perspektifi yansıtması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel iklim haberciliğindeki bu gerileme, Türkiye açısından da kritik bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, Akdeniz Havzası'nda iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor; su kaynaklarının azalması, orman yangınları ve kuraklık gibi tehditlerle karşı karşıya. Medyanın ilgisizliği, bu risklerin kamuoyu ve politika yapıcılar nezdinde yeterince ciddiye alınmamasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji politikasında fosil yakıt bağımlılığını azaltma ve yenilenebilir enerjiye geçiş hedefleri, küresel kamuoyu baskısının azaldığı bir ortamda rafa kalkabilir. Bu nedenle, başta Türk medyası olmak üzere, iklim krizinin sürekli gündemde tutulması ve bilimsel veriler ışığında kamuoyunun bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor.