11 Eylül 2001 saldırılarına bizzat tanıklık eden ve İkiz Kuleler'in yanışını izleyen bir akademisyen, ABD'nin İran'a yönelik artan askeri tehditlerinin, 11 Eylül sonrası Irak ve Afganistan'da işlenen stratejik hataların bir tekrarı olduğu uyarısında bulunuyor. Middle East Eye'da yayımlanan analizde, Washington'ın Tahran'a yönelik yeni bir savaş hazırlığının bölgesel istikrarı daha da bozacağı ve küresel güvenliği tehdit edeceği vurgulanıyor.
11 Eylül sonrası hatalar zinciri
Yazar, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin "teröre karşı savaş" adı altında başlattığı askeri müdahalelerin, hedeflenen sonuçların tam tersini doğurduğunu hatırlatıyor. Afganistan'da 20 yıl süren işgal, Taliban'ın daha güçlü bir şekilde geri dönmesiyle sonuçlandı. Irak'ta ise kitle imha silahları bahanesiyle başlatılan savaş, yüz binlerce sivilin ölümüne, bölgesel mezhep çatışmalarının körüklenmesine ve IŞİD gibi örgütlerin doğuşuna zemin hazırladı. Yazar, bu deneyimlerin ABD'nin Orta Doğu'da askeri çözümlerle kalıcı barış sağlayamayacağını gösterdiğini belirtiyor.
İran'a yönelik olası bir askeri müdahalenin de benzer bir yıkımla sonuçlanacağı öne sürülüyor. İran'ın Irak ve Afganistan'dan farklı olarak daha büyük, daha kalabalık ve daha güçlü bir devlet aygıtına sahip olduğu; ayrıca Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Irak'taki milisler ve Suriye'deki müttefikleri aracılığıyla geniş bir vekil ağına sahip olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle bir savaşın sadece İran ile sınırlı kalmayıp tüm bölgeye yayılacağı ve küresel enerji güvenliğini tehdit edeceği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Orta Doğu, dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine yakınını barındırıyor ve küresel enerji arzının can damarı konumunda. İran ile ABD arasında yaşanacak bir savaş, Hürmüz Boğazı'nı kapatma riskini beraberinde getirir. Bu durumda petrol fiyatlarının varil başına 200 doların üzerine çıkması ve küresel ekonominin resesyona girmesi bekleniyor. Ayrıca, savaşın milyonlarca mülteciyi yerinden edeceği ve Avrupa'ya yönelik göç dalgasını tetikleyeceği öngörülüyor.
Diğer yandan, ABD'nin İran'a yönelik askeri bir hamlesi, Çin ve Rusya ile olan ilişkileri de gerer. İran, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin önemli bir ayağı ve Rusya'nın Suriye'deki müttefiki. Olası bir savaş, bu ülkelerin İran'a destek vermesine ve küresel güç dengelerinin daha da kutuplaşmasına yol açabilir. Ayrıca, nükleer silahlar konusunda İran'ın elini güçlendirebilir; Tahran, saldırı altında nükleer programını hızlandırabilir.
Yazar, diplomasi ve müzakere yolunun tek çıkış olduğunu savunuyor. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) işleyen bir örnek olduğunu, ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesinin güveni sarstığını hatırlatıyor. Yeniden müzakere masasına dönülmesi ve bölgesel diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması Türkiye'yi doğrudan etkiler. Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınırı olan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan bir ülke. Olası bir savaş, Türkiye'nin doğu sınırında istikrarsızlık yaratır, mülteci akınını tetikler ve enerji arz güvenliğini riske atar. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel ticaret yolları ve ekonomik ilişkileri zarar görür. Ankara, diplomatik çözümden yana tavır alarak hem kendi güvenliğini hem de bölgesel istikrarı korumaya çalışmalı. Mevcut konjonktürde Türkiye'nin denge politikası izlemesi ve taraflar arasında arabuluculuk yapması kritik önem taşıyor.